Mehmet Kızılaslan
Köşe Yazarı
Mehmet Kızılaslan
 

BU ÜLKE HEPİMİZİN

İçimden gelmiyor artık yazmak. Neden mi? Ben yazmıştım. Ben söylemiştim. Demekten bıktım yoruldum. Düşününüz. Yıllardır, uyguladığımız dış politikalardaki yanlışlarımızı. Sayın Davutoğlu’nun Dış İşleri Bakanlığı dönemini hatırlayınız. “Komşularımızla sıfır problem” dediği günleri hatırlayınız ve yaptığı uygulamaları göz önüne getiriniz. Hiçbir komşumuzla doğru dürüst ilişkilerimizin kalmadığı düşmanlıkların körüklendiği günleri aklınıza getiriniz. Bu uygulamaları sokaktaki çocuğun aklı ile bile yapamazsınız. Biz yaptık. Başbakanlığı dönemlerini hatırlayınız. İç siyasetimizdeki düşmanlıkların körüklendiği günleri düşününüz. Ve şu andaki yıkılan harabeye dönen vilayetlerimizin haline nasıl gelindiğini aklınıza getiriniz. Gerek hükümetin, gerekse sosyal medyada sorumsuzca paylaşılan düşmanlık tohumlarının ülkemizi getirdiği duruma bir bakınız. Barış ve uzlaşma sürecinin nasıl savaş düzenine sokulduğunu hatırlayınız. Yeter diyordum. Yeter dediler. Yanlışı fark ettiler. Yanlışın neresinden dönerseniz kardır. Yalnız suçlu, Sayın Davutoğlu muydu? Yoksa yediden yetmişe tüm siyasi ve düşünürlerde de suç var mıydı? Evet yediden yetmişe yazarlarda, çizerlerde, politikacılarda, siyasilerde, akil adamlarda, toplum önderlerinde, hepimizde suç vardı. Gündeme takılıp giden, gündem yaratmayan, yardım etmeyen, sadece kötüleyen muhalefet liderleri de suçluydu, ülkemizin bu duruma gelmesinde.   Nedir bu kinin sebebi? Nedir bu nefretin amacı? Anlamakta zorlandık. Konuşmaktan, yapıcı yaklaşımlardan, devamlı uzaklaştık. Sanki Hükümet bizim değildi. Devlet bizim değildi ve yanlışların hepsi bize zarar olarak geri dönmeyecekti. Allah aşkına hepimiz artık eteğimizdeki taşı yere dökelim. Birbirimize atmayalım. Bu ülkenin sosyologları, psikologları, bilim adamları, düşünürleri, yazarları, çizerleri, artık çözüm önerilerini, dostça yapıcı olarak ortaya koysunlar. Bu ülke, hepimizin. Batarsak ya da krizlere yakalanırsak, hepimiz zarar görürüz. Hepimiz çözüm önerilerini ortaya koyalım. Piyasalar durmak üzere. Üretim denen bir şey kalmadı sanki, inşaat sektörü dışında. Ama hepimiz biliyoruz ki, inşaat sektörü ile hiçbir ülke kalkınmamıştır. Her ülke ihraç ürünleri ile, her aile ürettiklerini başkalarına satmakla kurtulur.   Bu ülkeye, para girmesi lazım. O paralarında üretimde, sanayide, hizmet sektöründe ve piyasalarda dolaşması lazım. Yaşam standardımızın yükselmesi ve barış bu şekilde sağlanır.                                                   Mehmet Kızılaslan 2016-07-14    
Ekleme Tarihi: 14 Temmuz 2016 - Perşembe

BU ÜLKE HEPİMİZİN

İçimden gelmiyor artık yazmak.

Neden mi?

Ben yazmıştım. Ben söylemiştim. Demekten bıktım yoruldum.

Düşününüz.

Yıllardır, uyguladığımız dış politikalardaki yanlışlarımızı.

Sayın Davutoğlu’nun Dış İşleri Bakanlığı dönemini hatırlayınız.

“Komşularımızla sıfır problem” dediği günleri hatırlayınız ve yaptığı uygulamaları göz önüne getiriniz. Hiçbir komşumuzla doğru dürüst ilişkilerimizin kalmadığı düşmanlıkların körüklendiği günleri aklınıza getiriniz. Bu uygulamaları sokaktaki çocuğun aklı ile bile yapamazsınız. Biz yaptık.

Başbakanlığı dönemlerini hatırlayınız.

İç siyasetimizdeki düşmanlıkların körüklendiği günleri düşününüz.

Ve şu andaki yıkılan harabeye dönen vilayetlerimizin haline nasıl gelindiğini aklınıza getiriniz. Gerek hükümetin, gerekse sosyal medyada sorumsuzca paylaşılan düşmanlık tohumlarının ülkemizi getirdiği duruma bir bakınız.

Barış ve uzlaşma sürecinin nasıl savaş düzenine sokulduğunu hatırlayınız.

Yeter diyordum. Yeter dediler. Yanlışı fark ettiler.

Yanlışın neresinden dönerseniz kardır.

Yalnız suçlu, Sayın Davutoğlu muydu?

Yoksa yediden yetmişe tüm siyasi ve düşünürlerde de suç var mıydı?

Evet yediden yetmişe yazarlarda, çizerlerde, politikacılarda, siyasilerde, akil adamlarda, toplum önderlerinde, hepimizde suç vardı.

Gündeme takılıp giden, gündem yaratmayan, yardım etmeyen, sadece kötüleyen muhalefet liderleri de suçluydu, ülkemizin bu duruma gelmesinde.

 

Nedir bu kinin sebebi?

Nedir bu nefretin amacı?

Anlamakta zorlandık.

Konuşmaktan, yapıcı yaklaşımlardan, devamlı uzaklaştık.

Sanki Hükümet bizim değildi. Devlet bizim değildi ve yanlışların hepsi bize zarar olarak geri dönmeyecekti.

Allah aşkına hepimiz artık eteğimizdeki taşı yere dökelim. Birbirimize atmayalım.

Bu ülkenin sosyologları, psikologları, bilim adamları, düşünürleri, yazarları, çizerleri, artık çözüm önerilerini, dostça yapıcı olarak ortaya koysunlar.

Bu ülke, hepimizin.

Batarsak ya da krizlere yakalanırsak, hepimiz zarar görürüz.

Hepimiz çözüm önerilerini ortaya koyalım.

Piyasalar durmak üzere. Üretim denen bir şey kalmadı sanki, inşaat sektörü dışında.

Ama hepimiz biliyoruz ki, inşaat sektörü ile hiçbir ülke kalkınmamıştır.

Her ülke ihraç ürünleri ile, her aile ürettiklerini başkalarına satmakla kurtulur.

 

Bu ülkeye, para girmesi lazım. O paralarında üretimde, sanayide, hizmet sektöründe ve piyasalarda dolaşması lazım. Yaşam standardımızın yükselmesi ve barış bu şekilde sağlanır.                                                   Mehmet Kızılaslan 2016-07-14  

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.