Mehmet Kızılaslan
Köşe Yazarı
Mehmet Kızılaslan
 

MEKTUP OKUMAYI BİLECEKSİNİZ

        Hoş, günümüzde mektup yazmıyor artık insanlar ama o zaman, mesaj okumayı bileceksin. Bu sözün anlamını, şimdi anlatacağım hikâyeden, öğrenecek bilmeyenleriniz, dostlarım.        Vatandaşın birisi nasıl olduysa, Can alma meleği, Azrail ile dost olmuş. Demiş ki,         -Muhakkak benimde ömrümün bir sonu var ve sen de benim canımı almaya geleceksin ya hani, işte o zaman gelmeden önce, lütfen bana haber ver olur mu?         - Olur. Demiş can alma meleği. Aradan bir hayli zaman geçmiş ve başucuna gelmiş vatandaşın Azrail.        - Haydi, vakit tamam, geldi zaman. Dünya ya veda vaktidir.        - Nasıl olur, hani haber verecektin gelmeden önce?        - Sana defalarca mektup yazdım ya haber vermek için.        -Ne mektubu, ben hiç senden, mektup almadım ki?       -Olur mu, bundan 5 yıl önce trafik kazası geçirdin ya. 3 yıl önce hastalanıp yattın ya, iki yıl önce, başına taş düştü ya, geçen yıl vatandaşın birisi seni bıçakladı ya, bunların hepsi benim sana yazdığım mektuplardı. Sen bunları okumasını bilmediğin için haber vermedim zannettin.       - Gerçekten mi? Onlar bana yazılan mektup muydu?       - Evet, sen mektupları okumasını bilemedin. Der ve vatandaşı sonsuz hayata taşır.         Hikâye böyle, okuyan dostlarım. Yaşayan her kese, hayatının değişik zamanlarında uyarı mektupları gelir. Bunları bazıları okumasını bilir, kendisine çeki düzen verir. Bazıları okumasını bilmez hatalarına, suçlarına devam eder, hem bu dünyasını, hem de sonsuz hayatını azaba çevirdiklerini fark etmezler.         Hepimiz inandığımızı söylediğimiz Kuranda, bu hayatın sınav ve geçici olduğunu, her şeyin emanet olduğunu, önemli olanın, sonsuz hayata iyi hazırlanmak olduğunu, okusak da dillendirsek te;  Bazı yetki alanlar, en küçüğünden zirvedekilere kadar, birçokları gerektiği gibi yapmayız.          Makamlara, mevkilere, atanarak ya da seçilerek gelenlerin birçokları emanete ihanet ederler. Milletin malını, kendileri ve yakınlarına peşkeş çekerler. Bilmezler ki, kefenin cebi yoktur.           İşin garip tarafı da, kendi kitabını okumayanlar, kulaktan dolma bilgilerle, anlatılanları doğru zannederler.  Hamasi nutuk atanların peşlerinden, yoksulluklarına rağmen koşarlar. Bazıları da bu yığınların çokluğundan, gidilen yolun doğru olduğunu zannederler. Halbuki  Allah, kitabında düşünmez misiniz, okumaz mısınız, görmez misiniz diye sorular sorarak her insanın kendisinin araştırmasını ve sonsuz hayatta kişilerin tek tek ayrı ayrı yargılanacağını anlatır.          Efendiler, her vatandaş kendisine yazılan mektupları okumasını bilmek zorundadır. Her kişi, söylediği her sözden, yaptığı her işten sorumlu olduğunu bilmek zorundadır.                   Bulundukları mevkilerde yanlış iş yapanlar, Koca bir Milletin haklarına helal getirdiklerini bilmek zorundadırlar.          Her seçilen, eğer Milletin hizmetkârı olduğunu söylüyorsa, Allah’ı seviyorsa geleceğini düşünüyorsa, adil olmak zorundadır.          Yok, o makamlar soygun yeri olarak, yandaş kayırma yeri olarak düşünülüyorsa, her tür hile ve cambazlıkla makamları işgal etmenin sonucunda, bu dünya da olmasa bile inandım dedikleri öbür dünya cezalarını çekmek zorundadırlar.          Dostlarım İnsanoğlu çevresinde olup biten her şeyden sorumludur. Yanlışlara dur demek, adaletsizlikler karşısında susmamak emredilmiştir.          Bir insan kendi parasını ödemediği bir şey için sadece borçlu olduğu kişiye karşı sorumludur. Seçilmiş ve atanmışlar ise,  milletin hakkını bir yakınına peşkeş çekti ise, milyonlara karşı borçludur. Yapması gerektiği halde yapmadığı bir iş için de sorumludur.          Belediyelerde, sizlerin seçilmesi için koşturan bir vatandaşın yakınlarını liyakat sabi olmadığı ve öylesi bir işçiye ihtiyaç olmadığı halde işe almanız da kul hakkına girer. Önceden alınmış olduğu halde ihtiyaç olmayan bir yerde, oturan ve çalışmadan maaş alanları oralarda tutmanız da, kul hakkına girer.           Milletin parasını kanuni ihalelerle, vicdani olmayarak, birilerine aktarmanızda kul hakkına girer. Daha önce yapılmış ihalelerden aynısını, sizlerde yeniden yaptığınızda, öncekilerin ne kadar dürüst olduklarını kontrol etmeniz de sizin göreviniz.           Daha öncekilere söylediğimiz gibi, biz taşradaki gazetecilerin görevi, siz sahada maç yapan oyuncuları uyarmak ve yazılarımızı mektup gibi değerlendirmenizi sağlamaktır. Bu mektupların hiç birisi para için yazılmaz. Milletin yararı ve sizin ahiretinizi kurtarmanız için yazılır.            Bizim yazdığımız ve tüm iyi niyetle yazılan mektuplarla birlikte Allah’ın uyarılarını da iyi okumanız dileğimle, gücünüzü Allah’ın koyduğu kurallardan almanız duası ile…                                                                                                 
Ekleme Tarihi: 10 Nisan 2019 - Çarşamba

MEKTUP OKUMAYI BİLECEKSİNİZ

        Hoş, günümüzde mektup yazmıyor artık insanlar ama o zaman, mesaj okumayı bileceksin.

Bu sözün anlamını, şimdi anlatacağım hikâyeden, öğrenecek bilmeyenleriniz, dostlarım.

       Vatandaşın birisi nasıl olduysa, Can alma meleği, Azrail ile dost olmuş.

Demiş ki,

        -Muhakkak benimde ömrümün bir sonu var ve sen de benim canımı almaya geleceksin ya hani, işte o zaman gelmeden önce, lütfen bana haber ver olur mu?

        - Olur. Demiş can alma meleği. Aradan bir hayli zaman geçmiş ve başucuna gelmiş vatandaşın Azrail.

       - Haydi, vakit tamam, geldi zaman. Dünya ya veda vaktidir.

       - Nasıl olur, hani haber verecektin gelmeden önce?

       - Sana defalarca mektup yazdım ya haber vermek için.

       -Ne mektubu, ben hiç senden, mektup almadım ki?

      -Olur mu, bundan 5 yıl önce trafik kazası geçirdin ya. 3 yıl önce hastalanıp yattın ya, iki yıl önce, başına taş düştü ya, geçen yıl vatandaşın birisi seni bıçakladı ya, bunların hepsi benim sana yazdığım mektuplardı. Sen bunları okumasını bilmediğin için haber vermedim zannettin.

      - Gerçekten mi? Onlar bana yazılan mektup muydu?

      - Evet, sen mektupları okumasını bilemedin. Der ve vatandaşı sonsuz hayata taşır.

        Hikâye böyle, okuyan dostlarım. Yaşayan her kese, hayatının değişik zamanlarında uyarı mektupları gelir. Bunları bazıları okumasını bilir, kendisine çeki düzen verir. Bazıları okumasını bilmez hatalarına, suçlarına devam eder, hem bu dünyasını, hem de sonsuz hayatını azaba çevirdiklerini fark etmezler.

        Hepimiz inandığımızı söylediğimiz Kuranda, bu hayatın sınav ve geçici olduğunu, her şeyin emanet olduğunu, önemli olanın, sonsuz hayata iyi hazırlanmak olduğunu, okusak da dillendirsek te;  Bazı yetki alanlar, en küçüğünden zirvedekilere kadar, birçokları gerektiği gibi yapmayız.

         Makamlara, mevkilere, atanarak ya da seçilerek gelenlerin birçokları emanete ihanet ederler. Milletin malını, kendileri ve yakınlarına peşkeş çekerler. Bilmezler ki, kefenin cebi yoktur.

          İşin garip tarafı da, kendi kitabını okumayanlar, kulaktan dolma bilgilerle, anlatılanları doğru zannederler.  Hamasi nutuk atanların peşlerinden, yoksulluklarına rağmen koşarlar. Bazıları da bu yığınların çokluğundan, gidilen yolun doğru olduğunu zannederler. Halbuki  Allah, kitabında düşünmez misiniz, okumaz mısınız, görmez misiniz diye sorular sorarak her insanın kendisinin araştırmasını ve sonsuz hayatta kişilerin tek tek ayrı ayrı yargılanacağını anlatır.

         Efendiler, her vatandaş kendisine yazılan mektupları okumasını bilmek zorundadır. Her kişi, söylediği her sözden, yaptığı her işten sorumlu olduğunu bilmek zorundadır.         

         Bulundukları mevkilerde yanlış iş yapanlar, Koca bir Milletin haklarına helal getirdiklerini bilmek zorundadırlar.

         Her seçilen, eğer Milletin hizmetkârı olduğunu söylüyorsa, Allah’ı seviyorsa geleceğini düşünüyorsa, adil olmak zorundadır.

         Yok, o makamlar soygun yeri olarak, yandaş kayırma yeri olarak düşünülüyorsa, her tür hile ve cambazlıkla makamları işgal etmenin sonucunda, bu dünya da olmasa bile inandım dedikleri öbür dünya cezalarını çekmek zorundadırlar.

         Dostlarım İnsanoğlu çevresinde olup biten her şeyden sorumludur. Yanlışlara dur demek, adaletsizlikler karşısında susmamak emredilmiştir.

         Bir insan kendi parasını ödemediği bir şey için sadece borçlu olduğu kişiye karşı sorumludur. Seçilmiş ve atanmışlar ise,  milletin hakkını bir yakınına peşkeş çekti ise, milyonlara karşı borçludur. Yapması gerektiği halde yapmadığı bir iş için de sorumludur.

         Belediyelerde, sizlerin seçilmesi için koşturan bir vatandaşın yakınlarını liyakat sabi olmadığı ve öylesi bir işçiye ihtiyaç olmadığı halde işe almanız da kul hakkına girer. Önceden alınmış olduğu halde ihtiyaç olmayan bir yerde, oturan ve çalışmadan maaş alanları oralarda tutmanız da, kul hakkına girer.

          Milletin parasını kanuni ihalelerle, vicdani olmayarak, birilerine aktarmanızda kul hakkına girer. Daha önce yapılmış ihalelerden aynısını, sizlerde yeniden yaptığınızda, öncekilerin ne kadar dürüst olduklarını kontrol etmeniz de sizin göreviniz.

          Daha öncekilere söylediğimiz gibi, biz taşradaki gazetecilerin görevi, siz sahada maç yapan oyuncuları uyarmak ve yazılarımızı mektup gibi değerlendirmenizi sağlamaktır. Bu mektupların hiç birisi para için yazılmaz. Milletin yararı ve sizin ahiretinizi kurtarmanız için yazılır.

           Bizim yazdığımız ve tüm iyi niyetle yazılan mektuplarla birlikte Allah’ın uyarılarını da iyi okumanız dileğimle, gücünüzü Allah’ın koyduğu kurallardan almanız duası ile…

                                        

                               

             

   

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.