Mehmet Kızılaslan
Köşe Yazarı
Mehmet Kızılaslan
 

RAMAZAN MI?

Sosyal medyada, her Cuma, Cuma namazına gitmesek de, sanki camiden çıkmıyormuşçasına fetvalar veririz. Ramazan gelir, gelmeden kandil günleri diye bir şeyler çıkanlara, doludizgin uyarız. Kandilleri kutlamakla başlar ibadet ediyormuşuz gibi reklamımız. Hiç aklınıza geldi mi acaba, Peygamberimiz senede kaç kandil kutlamıştır? Kadir gecesinden başka bir gece kutlamış mıdır acaba? Ana rahmine düştüğü geceyi kutlattılar bizlere kandil dediler. Kutlu doğum haftası diye FETO nun doğum gününü kutlattılar bizlere, kandil dediler. O Diyanet işleri diye bir yer var ya yukarıda, bütçemizin neredeyse dörtte birini aldığı yetmiyormuş gibi, her Cuma yardım diye cami kapılarına mendil açtıran ve istekleri hiç bitmeyen kurum olarak, kamuoyunda öyle algılanan kurum. Orası ne yapar? Bilen var mı, ne yapar? Dini kontrol altında tutmak ve Milleti uyutmak için, hükümetlerin istekleri doğrultusunda vaazlar versin diye kurdurulduğu inanılan ve kıldırdıkları namaz karşılığında ücret alan kişilerin kurumu olarak algılanan Diyanet işleri, ne yapar?  Peki, bizler ibadetleri neden yaparız? Neden farz etmiştir, Yüce Allah,  kelimeyi şahadet getirmeyi, abdest almayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı, zekat vermeyi, hacca gitmeyi, neden farz etmiştir? Allahın, ne yalan söyleyene, inanmadığı halde inandığını söyleyene ihtiyacı var. Ne her türlü pisliğin içinde yüzdüğü halde, yatıp kalkana, ne aç kalana, ne de turistik gezi olsun diye hacca gidene ihtiyacı var. Yaratanın, iyi insana ihtiyacı vardır. Onun muradı iyi insan olmamızdır. İyi insan olmamız için emretmiştir tüm ibadetleri. O sosyal medyada paylaştıklarımızı, gerçek hayatta yapabiliyor muyuz? Orada anlattığımız kadar temiz miyiz, dürüst müyüz, ahlaklı mıyız? Kaçımız bu sorularımızın cevabını iç huzurumuzla, gönül rahatlığı ile verebiliyoruz? Biz yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülke değiliz. Dilim varmıyor söylemeye ama, tam tersiyiz. Gerçekten yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülke olsak, acaba, bu ülkede, yoksullar, açlar, evsizler, barksızlar, sefiller, işsizler, hırsızlar, tecavüzcüler, sübyancılar, çocuk yaşta evlendirilenler, yurtlarda tecavüz edilenler, organ tacirleri, yurtlarda yananlar, rüşvetçiler, torpilciler, gaspçılar, gıdada ve ticaretinde hileciler ve her türlü melaneti işleyenler, olur muydu bu ülkede? Cevabınız ne? Haksız mıyım? Yüksek sesle söyleyin bizler gerçek Müslümanlar mıyız? Bu suçları işlemiyorsak bile, susarak dilsiz şeytan olmuyor muyuz? Onlara, o suçları işleyenlere yeşil ışık yakmıyor muyuz, göz kırpmıyor muyuz? Ne yapalım hocam?  Alın size kökünden çözüm. İnsanoğlunun, nefsidir, egosudur şeytan. Onu nefsi ile, şeytanları ile baş başa bırakmayın. Bir yasa çıkarın Dürüst yöneticiler, namuslu idareciler bir yasa çıkarın. Parayı kayıt altına alın. Bütün paraları, altınları merkez bankasına alıp, yeni Nüfus cüzdanlarına kayıt ediniz. Parası olmayanlar için de devlet o vatandaşın hesabına kredi yatırsın. Her para hareketinde devletin kasasına, Yüzde Onunu aktarınız. Yüzde ondan başka vergi olmasın. Nereden buldunuz diye sormayınız. Sadece çocuklarımızın harçlıklarını  hesabına, aktarırken vergi olmasın. Diğer tüm hareketlerde Yüzde onu devletin kasasına aktarılsın. Rüşvet, yolsuzluk, adaletsizlik, anında ortadan kalkar. Devlet zengin olduğundan, kulun kula muhtaçlığı ortadan kalkar. Devlet yöneticilerin hesabına sadece maaşları aktarılabildiğinden, çantayla para taşınamadığından, rüşvet ve şaibesinden kurtulurlar. Yardımlar, Himmetler, Teröre destekler, anında ekranlarda görüldüğünden terörün kökü kaynağı kesilir. Savaş için para harcanmaz. Bu kaynaklar da insanımızın refahı ve mutluluğu için harcanır. Kötü niyetli hırsızlık yapmak için siyasete soyunup, Beş yılda alacakları maaşların toplamının 10 katı seçimlerde harcayan siyasetçiler ortadan kalkar. Sadece vatana hizmet aşkı ile siyaset yapacaklar, para harcamadan siyasete girerler. İnsanımız ister istemez dürüst olmak zorunda kalır. Müslüman olmak zorunda kalır. Yöneticileri, idarecileri, siyasileri, memuru, amiri, hakimi, savcısı, aklınıza gelen, ileri gelenleri, mecburen, dürüst, namuslu, adaletli olan bir ülke, adı barış olan İslam’ı  mecburen yaşar. Hadi buyurun hep beraber paranın kayıt altına alınmasını isteyelim. Hep beraber dürüst olmaya,  Müslüman olmaya çalışalım. Ramazan mı bu gidişimizle çocuğumuza isim, yada sanal medyada reklam aracımız olmaya devam edecek korkarım.       Mehmet Kızılaslan 2017-05-31          
Ekleme Tarihi: 31 Mayıs 2017 - Çarşamba

RAMAZAN MI?

Sosyal medyada, her Cuma, Cuma namazına gitmesek de, sanki camiden çıkmıyormuşçasına fetvalar veririz.

Ramazan gelir, gelmeden kandil günleri diye bir şeyler çıkanlara, doludizgin uyarız. Kandilleri kutlamakla başlar ibadet ediyormuşuz gibi reklamımız.

Hiç aklınıza geldi mi acaba, Peygamberimiz senede kaç kandil kutlamıştır?

Kadir gecesinden başka bir gece kutlamış mıdır acaba?

Ana rahmine düştüğü geceyi kutlattılar bizlere kandil dediler.

Kutlu doğum haftası diye FETO nun doğum gününü kutlattılar bizlere, kandil dediler.

O Diyanet işleri diye bir yer var ya yukarıda, bütçemizin neredeyse dörtte birini aldığı yetmiyormuş gibi, her Cuma yardım diye cami kapılarına mendil açtıran ve istekleri hiç bitmeyen kurum olarak, kamuoyunda öyle algılanan kurum. Orası ne yapar? Bilen var mı, ne yapar?

Dini kontrol altında tutmak ve Milleti uyutmak için, hükümetlerin istekleri doğrultusunda vaazlar versin diye kurdurulduğu inanılan ve kıldırdıkları namaz karşılığında ücret alan kişilerin kurumu olarak algılanan Diyanet işleri, ne yapar?

 Peki, bizler ibadetleri neden yaparız?

Neden farz etmiştir, Yüce Allah,  kelimeyi şahadet getirmeyi, abdest almayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı, zekat vermeyi, hacca gitmeyi, neden farz etmiştir?

Allahın, ne yalan söyleyene, inanmadığı halde inandığını söyleyene ihtiyacı var.

Ne her türlü pisliğin içinde yüzdüğü halde, yatıp kalkana, ne aç kalana, ne de turistik gezi olsun diye hacca gidene ihtiyacı var.

Yaratanın, iyi insana ihtiyacı vardır. Onun muradı iyi insan olmamızdır. İyi insan olmamız için emretmiştir tüm ibadetleri.

O sosyal medyada paylaştıklarımızı, gerçek hayatta yapabiliyor muyuz? Orada anlattığımız kadar temiz miyiz, dürüst müyüz, ahlaklı mıyız?

Kaçımız bu sorularımızın cevabını iç huzurumuzla, gönül rahatlığı ile verebiliyoruz?

Biz yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülke değiliz.

Dilim varmıyor söylemeye ama, tam tersiyiz.

Gerçekten yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülke olsak, acaba, bu ülkede, yoksullar, açlar, evsizler, barksızlar, sefiller, işsizler, hırsızlar, tecavüzcüler, sübyancılar, çocuk yaşta evlendirilenler, yurtlarda tecavüz edilenler, organ tacirleri, yurtlarda yananlar, rüşvetçiler, torpilciler, gaspçılar, gıdada ve ticaretinde hileciler ve her türlü melaneti işleyenler, olur muydu bu ülkede?

Cevabınız ne? Haksız mıyım? Yüksek sesle söyleyin bizler gerçek Müslümanlar mıyız? Bu suçları işlemiyorsak bile, susarak dilsiz şeytan olmuyor muyuz? Onlara, o suçları işleyenlere yeşil ışık yakmıyor muyuz, göz kırpmıyor muyuz?

Ne yapalım hocam? 

Alın size kökünden çözüm. İnsanoğlunun, nefsidir, egosudur şeytan. Onu nefsi ile, şeytanları ile baş başa bırakmayın. Bir yasa çıkarın Dürüst yöneticiler, namuslu idareciler bir yasa çıkarın. Parayı kayıt altına alın.

Bütün paraları, altınları merkez bankasına alıp, yeni Nüfus cüzdanlarına kayıt ediniz. Parası olmayanlar için de devlet o vatandaşın hesabına kredi yatırsın.

Her para hareketinde devletin kasasına, Yüzde Onunu aktarınız. Yüzde ondan başka vergi olmasın. Nereden buldunuz diye sormayınız. Sadece çocuklarımızın harçlıklarını  hesabına, aktarırken vergi olmasın. Diğer tüm hareketlerde Yüzde onu devletin kasasına aktarılsın.

Rüşvet, yolsuzluk, adaletsizlik, anında ortadan kalkar. Devlet zengin olduğundan, kulun kula muhtaçlığı ortadan kalkar. Devlet yöneticilerin hesabına sadece maaşları aktarılabildiğinden, çantayla para taşınamadığından, rüşvet ve şaibesinden kurtulurlar.

Yardımlar, Himmetler, Teröre destekler, anında ekranlarda görüldüğünden terörün kökü kaynağı kesilir. Savaş için para harcanmaz. Bu kaynaklar da insanımızın refahı ve mutluluğu için harcanır.

Kötü niyetli hırsızlık yapmak için siyasete soyunup, Beş yılda alacakları maaşların toplamının 10 katı seçimlerde harcayan siyasetçiler ortadan kalkar. Sadece vatana hizmet aşkı ile siyaset yapacaklar, para harcamadan siyasete girerler.

İnsanımız ister istemez dürüst olmak zorunda kalır. Müslüman olmak zorunda kalır.

Yöneticileri, idarecileri, siyasileri, memuru, amiri, hakimi, savcısı, aklınıza gelen, ileri gelenleri, mecburen, dürüst, namuslu, adaletli olan bir ülke, adı barış olan İslam’ı  mecburen yaşar. Hadi buyurun hep beraber paranın kayıt altına alınmasını isteyelim.

Hep beraber dürüst olmaya,  Müslüman olmaya çalışalım.

Ramazan mı bu gidişimizle çocuğumuza isim, yada sanal medyada reklam aracımız olmaya devam edecek korkarım.       Mehmet Kızılaslan 2017-05-31

 

 

 

 


 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.