KHK Dramı Büyüyor: 9 Yıllık Mağduriyetin Ağır Bedeli Ortaya Çıktı!
KHK Dramı Büyüyor: 9 Yıllık Mağduriyetin Ağır Bedeli Ortaya Çıktı!
33 Binden Fazla Kişinin Verileriyle Hazırlanan Rapor Açıklandı: “İhraçtan Tecride, Ekonomik Yıkımdan İntihara Kadar Sistematik Bir Mağduriyet Tablosu Var!”
Mağdurlar İçin Adalet Platformu tarafından hazırlanan “7., 8. ve 9. Yılında OHAL’in Toplumsal Maliyetleri” başlıklı rapor, OHAL ve KHK uygulamalarının Türkiye’de bıraktığı ağır toplumsal tahribatı ortaya koydu. DEM Parti Kocaeli Milletvekili ve Mağdurlar İçin Adalet Platformu Sözcüsü Ömer Faruk Gergerlioğlu ile akademisyen Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu öncülüğünde hazırlanan araştırma, 2017-2026 yılları arasında gerçekleştirilen altı dalgalı çalışmanın son ayağını oluşturdu. 33 bini aşkın kişinin verilerine dayanan araştırmada; ihraçlardan ekonomik yıkıma, ailelerin parçalanmasından sağlık sorunlarına, toplumsal dışlanmadan intihar vakalarına kadar son derece ağır bir tablo ortaya çıktı.
Mağdurlar İçin Adalet Platformu’nun Aralık 2025'te gerçekleştirdiği ve 81 ilden 4 bin 339 kişinin katıldığı 6. dalga araştırması, OHAL ve KHK uygulamalarının üzerinden yıllar geçmesine rağmen mağduriyetlerin sona ermediğini ortaya koydu.
Araştırma; doğrudan mağdurlar, mağdur yakınları ve doğrudan mağduriyet yaşamamış kişiler olmak üzere üç ayrı grupta yürütüldü.
Raporun ortaya koyduğu tabloya göre OHAL döneminde başlayan ihraçlar ve sonrasında uygulandığı belirtilen ekonomik, sosyal ve idari yaptırımlar, yalnızca kamu görevinden çıkarılmayla sınırlı kalmadı.
Mağdurların özel sektörde iş bulmasından aile hayatına, sağlık durumundan sosyal çevresine kadar hayatın neredeyse bütün alanları etkilendi.
İHRAÇTAN ÖNCE SİCİLLER TEMİZ, SONRASINDA SORUŞTURMA YAĞMURU
Raporda yer alan en çarpıcı verilerden biri, mağdur kitlenin 15 Temmuz 2016 öncesindeki adli ve idari sicilleri oldu.
Araştırmaya göre 15 Temmuz öncesinde katılımcıların yalnızca binde 1'i adli soruşturma, yüzde 1,1'i ise idari soruşturma geçirmişti.
Ancak 15 Temmuz sonrasında tablo tamamen değişti.
Adli soruşturma geçirenlerin oranı yüzde 70,8'e, idari soruşturma geçirenlerin oranı ise yüzde 29,8'e yükseldi.
Disiplin cezalarındaki değişim de raporda dikkat çekici biçimde ortaya konuldu.
2016 öncesinde verilen disiplin cezalarının yüzde 52,2'si uyarma gibi en hafif yaptırımlardan oluşurken, 2016 sonrasında ceza alanların yüzde 97,5'ine kamu görevinden tamamen çıkarma yaptırımı uygulandığı belirtildi.
Daha da çarpıcı olan ise ihraç sürecinin nasıl işletildiğine ilişkin veriler oldu.
Rapora göre mağdurların yüzde 85,88'i, hiçbir soruşturma yapılmadan, soruşturma tamamlanmadan veya savunma hakkı tanınmadan ihraç edildi.
Bu tablo, raporun yazarları açısından OHAL dönemindeki ihraçların bireysel eylemlerden ziyade toplu ve sistematik bir tasfiye mekanizmasına dönüştüğü iddiasını güçlendiren en önemli göstergelerden biri olarak değerlendirildi.
“DEVLETE SADAKATSİZLİK” İDDİASINA MAĞDURLARDAN EZİCİ CEVAP
Araştırmaya katılanların yüzde 99,2'si, devlete veya Anayasa'ya sadakatsizlik iddiasını kesin biçimde reddetti.
Katılımcıların yüzde 96,8'i ise siyasal iktidarın beklentilerine uymadıkları için hedef alındıklarını ifade etti.
Bu veriler, KHK sürecinin yalnızca hukuki bir işlem olarak değil, siyasi ve toplumsal sonuçları olan bir süreç olarak algılandığını gösteriyor.
Raporda, “suçun ve cezanın şahsiliği” ilkesi açısından da ciddi sorunlar bulunduğu savunuldu.
Çünkü uygulamaların yalnızca kamu görevinden ihraç edilen kişileri değil, onların eşlerini, çocuklarını ve yakın çevrelerini de etkilediği belirtildi.
EN AĞIR TABLO: İNTİHAR RİSKİ GENEL NÜFUSUN 18 KATI
Raporun en sarsıcı bölümlerinden biri sağlık, ölüm ve intihar verleri oldu.
Katılımcıların yüzde 77,9'u, mağduriyetler sonucunda en az bir ağır ve üzücü olay yaşadığını bildirdi.
Yüzde 73,4'ü ağır maddi kayıp, yüzde 58,4'ü yetişkinlerde beden veya ruh sağlığında bozulma, yüzde 51,6'sı ise psikolojik şiddet ve hakarete maruz kaldığını belirtti.
Mağdur çocuklarında hastalık ortaya çıkma oranı ise yüzde 29,4 olarak ölçüldü.
Ancak rapordaki en ürkütücü rakamlar ölüm ve intihar verilerinde ortaya çıktı.
Doğrudan mağdurlarda kümülatif ölüm oranı yüzde 9,21, mağdur yakınlarında ise yüzde 14,62 olarak hesaplandı.
Kümülatif intihar oranı yüzde 2,12 olurken, intihar düşüncesi veya girişiminde bulunanların oranı yüzde 9,39'a ulaştı.
Araştırmanın yaş ve cinsiyete göre standardize edilmiş istatistiksel modeline göre ise KHK mağdurlarındaki intihar riskinin genel nüfusa kıyasla 12 ila 25 kat arasında, ortalama olarak ise 18 kat daha yüksek olduğu belirtildi.
Bu rakam, raporun en ağır uyarılarından biri olarak öne çıktı.
Üstelik intihar vakalarının ağırlıklı olarak gençlerde değil, 36-55 yaş grubunda, yükseköğrenimli ve yüzde 86,2 oranında evli bireylerde yoğunlaştığı belirtildi.
Rapora göre bu durum, yaşananların yalnızca bireysel psikolojik sorunlarla açıklanamayacağını; uzun süreli ekonomik, sosyal ve hukuki baskının önemli bir faktör olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Gözaltı süreci yaşayanların yüzde 67,3'ünde, intiharın en güçlü tetikleyicilerinden biri olarak kabul edilen “geleceğe yönelik kronik umutsuzluk” tespit edildi.
KHK’LILARA KAPI KAPANDI: “İŞ VERENLERİN YÜZDE 79’U REDDETTİ”
Kamu görevinden ihraç edilmekle sorunların bitmediği, aksine mağduriyetlerin özel sektörde de devam ettiği raporda ayrıntılı biçimde ortaya konuldu.
Araştırmaya göre işverenin kişinin KHK mağduru olduğunu işe alımdan önce öğrenmesi halinde, işverenlerin yüzde 79'u iş vermeyi reddetti.
İş teklif edenlerin ise:
-
Yüzde 51,8'i emsallerinden daha düşük ücret,
-
Yüzde 38,7'si ise sigortasız çalışma
şartı koştu.
Böylece kamu görevinden çıkarılan kişilerin özel sektörde de damgalanma ve dışlanmayla karşı karşıya kaldığı ileri sürüldü.
Raporun ortaya koyduğu tabloya göre “işten ihraç” bir son değil, mağdurlar açısından yıllarca devam eden ekonomik bir kuşatmanın başlangıcı haline geldi.
AİLELER DE DAĞILDI: BOŞANMA ORANI TÜRKİYE ORTALAMASININ 14-15 KATI
KHK sürecinin yalnızca bireyleri değil, aileleri de ağır biçimde etkilediği belirtildi.
Araştırmada kümülatif boşanma oranının yüzde 14-15 seviyesine ulaştığı ve bunun Türkiye ortalamasının yaklaşık 14-15 katı olduğu ifade edildi.
Boşanma oranı yüzde 14, aile bölünmesi oranı ise yüzde 18,6 olarak ölçüldü.
Rapora göre bu iki veri birlikte değerlendirildiğinde, yaklaşık her üç mağdur ailesinden birinin aile bütünlüğünü kaybettiği sonucuna ulaşıldı.
Toplumsal tecrit de dikkat çekici boyutlara ulaştı.
Mağdurların:
-
Yüzde 12,6'sı komşularıyla,
-
Yüzde 13,8'i yakın arkadaş çevresiyle
tamamen koptuğunu belirtti.
Güven kaybı ise çok daha geniş bir kesime yayıldı.
Katılımcıların:
-
Yüzde 50,1'i adalete,
-
Yüzde 47,3'ü devlete,
-
Yüzde 45,9'u insanlara
olan güvenini tamamen kaybettiğini söyledi.
“İNTİKAM DEĞİL ADALET İSTİYORUZ!”
Raporda belki de en dikkat çekici sonuçlardan biri, ağır mağduriyet iddialarına rağmen araştırmaya katılanların intikam veya şiddet çağrısı yapmaması oldu.
Katılımcıların yüzde 97,1'i “İntikam değil adalet istiyorum” ifadesini benimsedi.
Yüzde 99,7'si, gerçek adaletin anlaşmazlık yaşayan tüm tarafların onurunu koruyarak sağlanabileceğini ifade etti.
Devlete sunulan yaklaşık 1.400 açık uçlu çözüm önerisi içerisinde faillerin cezalandırılması talebinin yalnızca 8 kez dile getirildiği belirtildi.
Bu veri, rapora göre mağdur kitlenin temel beklentisinin öç almak değil, haklarını geri kazanmak olduğunu ortaya koyuyor.
EN BÜYÜK TALEP: GÖREVE İADE
Araştırmaya göre mağdurların öncelikli talepleri oldukça net:
Yüzde 88,5 — Kamu görevine iade
Yüzde 87,6 — Evrensel hukuk ilkelerine göre yeniden yargılama
Yüzde 86,7 — Maddi ve manevi zararların tazmini
Yüzde 80,5 — Tutuklu ve hükümlülerin tahliyesi
Yüzde 66,1 — Sicil affı
Rapora göre mağdur haklarının iade edilmesine karşı çıkanların oranı mağdur ve yakınları arasında yüzde 0, mağdur olmayan grupta ise yalnızca yüzde 1 olarak ölçüldü.
“YARGININ SİYASETTEN BAĞIMSIZ OLDUĞUNA İNANAN YOK”
Raporun kurumsal güven bölümündeki sonuçlar ise Türkiye'deki hukuk sistemine yönelik güven krizinin boyutunu ortaya koydu.
“Yargı kurumları siyasetten bağımsız ve tarafsız çalışmaktadır” önermesine her üç grupta da destek oranının yüzde 0 olduğu belirtildi.
Katılımcıların yüzde 98,8'i bu görüşe katılmadığını ifade etti.
Buna karşın katılımcıların:
Yüzde 98,8'i “Devlet vatandaşa hizmet için vardır”
Yüzde 97,9'u ise “Kutsal olan devlet değil adalettir”
ilkesini destekledi.
Yürütmedeki iktidarın bu sorunları çözeceğine inananların oranı ise yalnızca yüzde 20,4 seviyesinde kaldı.
Daha da dikkat çekici bir başka sonuç ise katılımcıların yüzde 62,9'unun ülkeden umudunu keserek yurt dışında yaşamak istediğini belirtmesi oldu.
RAPORDA 216 AYRI UYGULAMA KAYDA GEÇİRİLDİ
Araştırmada KHK mağdurlarının maruz kaldığı belirtilen 216 ayrı yöntem ve uygulama kataloglandı.
Bu uygulamalar başlıca şu alanlarda toplandı:
-
37 ekonomik imha uygulaması
-
33 yaşam ve sağlık ihlali
-
29 çalışma hayatından dışlama uygulaması
-
28 aile bütünlüğünün bozulmasına yönelik uygulama
Raporda, bu uygulamaların bireysel eylemlere değil grup aidiyetine dayandığı, cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği ve aile bireylerinin de süreçten etkilendiği savunuldu.
Dahası, uygulamaların dokuz yıldır devam ettiği vurgulandı.
RAPORDA ÇOK AĞIR HUKUKİ NİTELENDİRME
Raporun en tartışmalı ve en ağır bölümlerinden biri ise uygulamaların uluslararası ceza hukuku açısından değerlendirilmesi oldu.
Raporda belgelenen 216 uygulamanın, münferit idari hatalar olmadığı ileri sürülerek, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü'nün 7/1-h maddesinde düzenlenen “insanlığa karşı suç olarak zulüm” kavramıyla ilişkilendirildi.
Raporda söz konusu uygulamaların sivil nüfusa yönelik, sistemli ve devlet politikası çerçevesinde yürütülen bir zulüm niteliğinin unsurlarını taşıdığı savunuldu.
Bu değerlendirme, raporun yalnızca siyasi veya sosyal bir eleştiri metni olmadığını; yaşanan süreci uluslararası hukuk açısından da tartışmaya açan kapsamlı bir çalışma olduğunu ortaya koyuyor.
“BU BÖYLE SÜREMEZ!”
Raporun sonuç bölümünde ise Türkiye açısından kritik bir uyarıya yer verildi.
Mağdur kitlenin bugüne kadar barışçıl ve hukuki çözüm talebini koruduğu, ancak bu tutumun sonsuza kadar aynı şekilde devam edeceğinin garanti edilemeyeceği belirtildi.
Özellikle anne ve babaları tutuklandığında çocuk yaşta olan yeni kuşağın ilerleyen yıllarda aynı ılımlı yaklaşımı sürdüremeyebileceği uyarısı yapıldı.
Bu nedenle raporda;
hastaların ve yaşlıların infazlarının ertelenmesi,
çocuklu annelerin tahliye edilmesi,
sağlık güvencelerinin iade edilmesi,
adil yargılanma hakkının güvence altına alınması
ve mağduriyetlerin giderilmesi için somut adımlar atılması çağrısında bulunuldu.
Raporda ayrıca hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesinin devleti zayıflatmayacağı, tam tersine kendi mahkeme kararlarına uyan ve vatandaşının hakkını hukuk yoluyla teslim eden bir devletin daha güçlü olacağı vurgulandı.
9 YIL SONRA HÂLÂ AYNI SORU: ADALET NE ZAMAN?
OHAL’in ilan edilmesinin üzerinden yıllar geçti.
KHK'ların üzerinden ise dokuz yıla yaklaşan bir zaman geçti.
Ancak Mağdurlar İçin Adalet Platformu'nun yayımladığı araştırma, meselenin hâlâ kapanmadığını; aksine işsizlik, ekonomik yıkım, aile parçalanması, toplumsal dışlanma, sağlık sorunları, güven kaybı ve intihar riski gibi sonuçların kuşaklar boyunca devam edebilecek bir toplumsal probleme dönüştüğünü ileri sürüyor.
33 bini aşkın kişinin verilerinin değerlendirildiği araştırmanın ortaya koyduğu tablo, Türkiye'nin OHAL döneminin toplumsal maliyetiyle yüzleşmesi gerektiği tartışmasını yeniden gündeme getiriyor.
Raporun en dikkat çekici mesajı ise açık:
Mağdurlar intikam istemiyor.
Mağdurların büyük çoğunluğu cezalandırma değil, adalet istiyor.
Ancak dokuz yılın sonunda hâlâ çözülemeyen her mağduriyet, yalnızca geçmişin değil, Türkiye'nin geleceğinin de sorunu haline geliyor.
Ve raporun ortaya koyduğu rakamların ardından cevaplanması gereken temel soru şu:
Bir ülkede yüz binlerce insan yıllarca adalet bekliyorsa, asıl bedeli kim ödüyor?
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.