Hadi Önal
Köşe Yazarı
Hadi Önal
 

BEN SİZİN BABANIZIM BEN NE DERSEM O OLUR

Ben sizin babanızım; ben ne dersem o doğrudur, ben ne dersem o olur.. Türkçede bir söz vardır, bir şeyi kırk defa söylersen gerçek olur diye. Biz de öyle yaptık? Gözümüzü açtık devlete “baba”, dedik. Dedelerimiz; “devlete baba”, demişler. Babalarımız; “devlete; “ baba”, dedi. Eh! Biz de onlardan aldığımız mirasla devleti “baba” görme ve devlete “baba” deme öğretisini sürdürdük. Öylesine inandırdık ki devleti babalığa. Artık devlet, bizim yerimize düşünen, bizim yerimize karar veren ve uygulayan gerçek bir baba gibi görmeye başladı kendisini. Şimdi bana: “Kardeşim devlet mücerret ve kutsal bir kavram lütfen!” diyeceksiniz. Eh, o kadarını ben de biliyorum! Elbette ki devlet kutsaldır. Elbette devlet olmadan insanın pek çok değeri yok olur. Elbette ki bu mücerret ve yüce kavram, babalık dâhil her şeyimizdir. Devlet, milletin; varlığı, birliği, dirliği ve diriliği için olmak zorundadır. Elbette ki devlet, vatandaşının huzuru, mutluluğu için vardır ve devlet vatandaşının olmazsa olmazıdır... Allah, hiçbir milleti devletsiz bırakmasın. Benim sözüm gerçek anlamda devlet için değildir; olamaz da. Benim sözüm kendisini devlet yerine koyan kişileredir. Devletin devamlılığı noktasında devlet erkini ellerinde tutan devlet görevlilerinedir. Yaptıklarının devlet görevi olduğunu unutan kendilerini devletin yerine koyanlaradır. Cüsselerine, çaplarına bakmadan devlete kafalarına göre şekil veren, vatandaşın iradesine ipotek koyan, düşüncelerine yön vermeye çalışmak gibi bir gaflete düşenlerdir. Devletin gücünü kendi gücü, beytülmalı da babaların malı olarak görenleredir. Devletin her türlü imkânından tıkınan vatandaşa gelince nanik çekenleredir. “Baba” olarak “endam-ı hal” edip de ortalarda görünmeleri ile birlikte devlette düzen, vatandaşta huzur bırakmayanlaradır. Kendilerini devlet yerine koyunca da varlıklarını hissettirmek için de otoriter, dediğim dedik, çaldığım düdük baba rollerine soyunanlaradır. Ne yapar böyle bir baba? Her baskıcı babanın yaptığını; vatandaşlarının pardon çocuklarının düşüncelerine müdahale eder, hayallerini kurşunlar, davranışlarına kota uygular. Yaşama biçimine, düşüncesine, davranışlarına, yürüyeceği yola, eğitimine, inancına, giyimine, zevkine müdahale eder. Mankurtlaştırmaya çalıştığı evlatlarının(!) kendisi gibi düşünmesini, kendi koyduğu kurallarla yaşamasını, belirlediği ölçülerin dışına çıkmamalarını ister. “Eh! Ne var bunda? Devletin yani “Devlet Baba”nın bizim için, yani halkı için, kötü düşünmesi mümkün mü? Bizim, yani halkın, yani evlatlarının iyiliklerle, güzelliklerle donanması çırpınıp duran bu babanın(!) yaptıklarına alkış tutmak dururken gocunmak niye? Kaldı ki bütün bu yaptıklarının karşılığı olarak tek isteği ne? Mutlak itaat… Yaşa, bravo, alkış… Sonra niçin mutlak itaat? Yanlış yapmayalım diye canım! Ne var bunu bu kadar büyütecek? “Peki, kendini devlet gören bu zevat ya yanlış yaparsa? Nihayetinde kendini devlet gören insan değil mi? Çiğ süt emmemiş mi? Hani demem o ki bu kişi veya kişiler ya çıkarı, çıkını, torbası için vatandaşını aldatırlarsa, yalan söylerlerse…” “Orada dur! Devlet, yanlış yapmaz. Hele yalan hiç söylemez. Kaldı ki senin gördüğün her hatada, duyup da yanlış algıladığın her sözde mutlaka bir keramet(!) vardır. “Ya bu kerametlilerin kerametleri de yanlış olursa! Ya kendini devlet görenler, adalete yok sayar, vatandaşı öteler, fitne ateşine sürekli odun taşırsa… “Yeter, kes! Sen, mutlak otoriteye karşı mı geliyorsun? Baba diyorum baba! Bir senin baban değil, herkesin babası… Döver de sever de. Kızdırırsan süründürür; sayelerinde elde ettiğin varlığına el koydurtur, hapse attırır, müebbedine karar çıkarttırır…” “Peki, bizim hakkımız, hukukumuz, özümüz, özgünlüğümüz, özgürlüğümüz; fikrimiz, zikrimiz; inancımız, zevkimiz… Kısacası biz?” “Siz mi… Siz kimsiniz?” “Biz, hani ruhu ve nuru ile üç kıtaya hükmeden Osmanlı’nın manevi kurucusu Şeyh Edebali’in; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” dediği insan, millet, Türk milleti!” “Ne milleti, ne milleti! Bir daha duymamayım ha! Ben kimim peki?” “Sen… Şey… Sen, devletsin!” “Hıııım… Yani?” “Ya... ya… Yani, baba, babamız!” “ Hah işte! Ben sizin babanızım, ben ne dersem doğrudur; ben ne dersem o olur!”  
Ekleme Tarihi: 28 Şubat 2021 - Pazar

BEN SİZİN BABANIZIM BEN NE DERSEM O OLUR

Ben sizin babanızım; ben ne dersem o doğrudur, ben ne dersem o olur.. Türkçede bir söz vardır, bir şeyi kırk defa söylersen gerçek olur diye. Biz de öyle yaptık? Gözümüzü açtık devlete “baba”, dedik. Dedelerimiz; “devlete baba”, demişler. Babalarımız; “devlete; “ baba”, dedi. Eh! Biz de onlardan aldığımız mirasla devleti “baba” görme ve devlete “baba” deme öğretisini sürdürdük.

Öylesine inandırdık ki devleti babalığa. Artık devlet, bizim yerimize düşünen, bizim yerimize karar veren ve uygulayan gerçek bir baba gibi görmeye başladı kendisini. Şimdi bana: “Kardeşim devlet mücerret ve kutsal bir kavram lütfen!” diyeceksiniz. Eh, o kadarını ben de biliyorum! Elbette ki devlet kutsaldır. Elbette devlet olmadan insanın pek çok değeri yok olur. Elbette ki bu mücerret ve yüce kavram, babalık dâhil her şeyimizdir. Devlet, milletin; varlığı, birliği, dirliği ve diriliği için olmak zorundadır. Elbette ki devlet, vatandaşının huzuru, mutluluğu için vardır ve devlet vatandaşının olmazsa olmazıdır... Allah, hiçbir milleti devletsiz bırakmasın.

Benim sözüm gerçek anlamda devlet için değildir; olamaz da. Benim sözüm kendisini devlet yerine koyan kişileredir. Devletin devamlılığı noktasında devlet erkini ellerinde tutan devlet görevlilerinedir. Yaptıklarının devlet görevi olduğunu unutan kendilerini devletin yerine koyanlaradır. Cüsselerine, çaplarına bakmadan devlete kafalarına göre şekil veren, vatandaşın iradesine ipotek koyan, düşüncelerine yön vermeye çalışmak gibi bir gaflete düşenlerdir. Devletin gücünü kendi gücü, beytülmalı da babaların malı olarak görenleredir. Devletin her türlü imkânından tıkınan vatandaşa gelince nanik çekenleredir. “Baba” olarak “endam-ı hal” edip de ortalarda görünmeleri ile birlikte devlette düzen, vatandaşta huzur bırakmayanlaradır. Kendilerini devlet yerine koyunca da varlıklarını hissettirmek için de otoriter, dediğim dedik, çaldığım düdük baba rollerine soyunanlaradır.

Ne yapar böyle bir baba? Her baskıcı babanın yaptığını; vatandaşlarının pardon çocuklarının düşüncelerine müdahale eder, hayallerini kurşunlar, davranışlarına kota uygular. Yaşama biçimine, düşüncesine, davranışlarına, yürüyeceği yola, eğitimine, inancına, giyimine, zevkine müdahale eder. Mankurtlaştırmaya çalıştığı evlatlarının(!) kendisi gibi düşünmesini, kendi koyduğu kurallarla yaşamasını, belirlediği ölçülerin dışına çıkmamalarını ister.

“Eh! Ne var bunda? Devletin yani “Devlet Baba”nın bizim için, yani halkı için, kötü düşünmesi mümkün mü? Bizim, yani halkın, yani evlatlarının iyiliklerle, güzelliklerle donanması çırpınıp duran bu babanın(!) yaptıklarına alkış tutmak dururken gocunmak niye? Kaldı ki bütün bu yaptıklarının karşılığı olarak tek isteği ne? Mutlak itaat… Yaşa, bravo, alkış… Sonra niçin mutlak itaat? Yanlış yapmayalım diye canım! Ne var bunu bu kadar büyütecek?

“Peki, kendini devlet gören bu zevat ya yanlış yaparsa? Nihayetinde kendini devlet gören insan değil mi? Çiğ süt emmemiş mi? Hani demem o ki bu kişi veya kişiler ya çıkarı, çıkını, torbası için vatandaşını aldatırlarsa, yalan söylerlerse…”

“Orada dur! Devlet, yanlış yapmaz. Hele yalan hiç söylemez. Kaldı ki senin gördüğün her hatada, duyup da yanlış algıladığın her sözde mutlaka bir keramet(!) vardır.

“Ya bu kerametlilerin kerametleri de yanlış olursa! Ya kendini devlet görenler, adalete yok sayar, vatandaşı öteler, fitne ateşine sürekli odun taşırsa…

“Yeter, kes! Sen, mutlak otoriteye karşı mı geliyorsun? Baba diyorum baba! Bir senin baban değil, herkesin babası… Döver de sever de. Kızdırırsan süründürür; sayelerinde elde ettiğin varlığına el koydurtur, hapse attırır, müebbedine karar çıkarttırır…”

“Peki, bizim hakkımız, hukukumuz, özümüz, özgünlüğümüz, özgürlüğümüz; fikrimiz, zikrimiz; inancımız, zevkimiz… Kısacası biz?”

“Siz mi… Siz kimsiniz?”

“Biz, hani ruhu ve nuru ile üç kıtaya hükmeden Osmanlı’nın manevi kurucusu Şeyh Edebali’in; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” dediği insan, millet, Türk milleti!”

“Ne milleti, ne milleti! Bir daha duymamayım ha! Ben kimim peki?”

“Sen… Şey… Sen, devletsin!”

“Hıııım… Yani?”

“Ya... ya… Yani, baba, babamız!”

“ Hah işte! Ben sizin babanızım, ben ne dersem doğrudur; ben ne dersem o olur!”

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.