Hadi Önal
Köşe Yazarı
Hadi Önal
 

ÖLÜMÜNÜN 87. YILINDA AKİF İLE SÖYLEŞİ

  İstiklal Marşımızın yazarı, Şair Mehmet Akif Ersoy’un ruhu ile değil de sözleri ile büyüyen ve o büyük şairi dillerinden düşürmeyen; ancak uygulamaları ile Akif’in bırakın ruhunu sözlerine dahi ihanet eden zevattan birini dinlerken uyuya kalmışım. Bir de baktım merhum Akif karşımda…   Kalk, dedi! Doğruldum. Sonra bana dedi ki:    “Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak...  Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.  Dünyada inanmam, hani görsem de gözümle.  İmanı olan kimse gebermez bu ölümle:  Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.'  Davransana... Eller de senin, baş da senindir!  His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?  Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.”    Ben de ona dedim ki:  Ne diyorsun sen şair, kel başa şimşir tarak  Atiden bizlere ne, dert; bugünü kurtarmak  Geçti Bor’un pazarı sür eşeğin Niğde’ye  Ölüm mü; düşünme sen, bülbül konmaz iğdeye  Bak yine yanılmışsın; eller, şak şak içindir  Vaat sandığa kadar; her şey tak tak içindir  Düşünmek mi, ne gerek? Kaldır der kaldırırız  Yoksa nasıl parmağı bal küpe daldırırız.    Akif, yüzüme şöyle baktı, sonra:  “Yeis öyle bir bataktır ki, düşersen boğulursun  Azmine sarıl sımsıkı, bak ne olursun.”, dedi.    Ben de ona dedim ki:  Battı batacak gemi, ne katarsam varıma.  Varsın boğulsun millet, ben bakarım kârıma.    Akif, bu defa yüzüme acıyarak baktı ve:  “ Kenar-ı Dicle'de bir kurt kapsa koyunu;  Gelir de adl-i İlahî Ömer'den sorar onu!”, dedi.    Ben de ona dedim ki:  Kenar-ı Dicle’ye şimdi çok barajlar yapıldı  Kurtlar sofrasında haslar; kapışıldı, kapıldı  Sonra koyun diyorsun da, rengi ak mı kara mı?  Adalet, havaya para: Hop! Yazı mı tura mı?    Akif, bu sözüme çok kızdı ve:  “Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.  Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz.”, dedi.    Ben de gülerek ona dedim ki:  Rüzgârın esişine kıble değiştirenler  Geleceğini bizim yal cenahta görenler  Bilumum yandaşımız, iğreti yamamızla  Eseriz rüzgâr gibi ve olanca bir hızla  Bu yolda nice fener, nice fer söndürürüz  Bu yol ilmi siyaset; dönme bilmez, yürürüz.    Akif’in gözleri çakmak çakmak oldu.  “Varsa şayet söyleyin bir parçacık insafınız  Böyle kansız mıydı hâşâ kahraman eslafınız  Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına  Böyle olmuş muydu millet can evinden rahne dar  Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi  Böyle adet miydi bi perva yemek insan leşi  Irzımızdır çiğnenen evladımızdır doğranan  Hey sıkılmaz ağlamazsan bari gülmekten utan!” ,dedi.    Bu sefer kızma sırası bendeydi, ona dedim ki:  Bre şair, ne oldu da, kattın tozu dumana!  İğne batırılmış gibi başın vurmuş tavana.  Biz ki laf salatasında almışken bu kadar yol  Varsın keçi hır çıkarsın, nasıl olsa koyun bol  Anlamadın değil mi ya! Almaz senin kul beynin  Değil mi ben, bu millete; hem beyinim hem beyim.  Doğru olan dediklerim; her şey sala olacak  Bu uğurda gerekirse kırılacak kol bacak.  Diyorsam ben, parçalanır; yoksa yürür mü işler?  Kim demiş hesapsız diye, rehberiniz keşişler  Nazarın değecek billâh, tutunduğumuz Haç’ça  Ot diyorsam ot yenecek; gerek yoktur turaç’a?  Yok, ırzımmış, namusummuş; duymamış olayım ha!  Çek hayalini yolumdan, bize kalsın tüm saha.    Akif, yüzüme tiksinerek baktı sonra da ekledi:  ''Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim  İnan ki, her ne demişsem görüp de söylemişim  Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek  Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek!''    Ders verme sırası bendeydi ona dedim ki:  Bu kafayla alamazsın ritim sazın hazzını  Ciğer sökecek hançeri elbette saklar kını  Yalan siyaset rehberi, ayıbı örter deri  Senin hakikat dediğin şimdilerde seferi    Mehmet Akif Ersoy’un yanaklarından iki damla yaş süzüldü, sonra döndü:  “Kurt uzaklardan bakar dalgın görürmüş merkebi  Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi  Lakin aşk olsun ki aldırmazda otlarmış eşek  Sanki tavşanmış gelen yahut kılıksız köstebek  Kâr sayarmış bir tutam fazla olsun yutmayı  Hasmı derken çullanırmış yutmadan son lokmayı    Bir hakikattir bu bildiğin üsluba sok  Halimiz merkeple kurdun aynı asla farkı yok  Burnumuzdan tuttu düşman biz boğaz kaynındayız  Bir bakın halamı hala ihtiras ardındayız  Saygısızlık elverir bir parça olsun arlanın  Vakti çoktan geldi hem geçmektedir arlanmanın  Davranın haykırmadan nakus-u izmihlaliniz  Öyle bir buhrana sapmıştır ki zira haliniz  Zevke dalmak şöyle dursun vaktiniz yok mateme  Davranın zira gülünç olduk âleme  Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah intikam  Yerde kalmış naşa benzer kavm için durmak haram  Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur?  Yoksa istikbalinizden korkulur pek korkulur.”, dedi ve birden kayboldu.   Gözlerimi açtım. İyi ki rüyaymış dedim kendi kendime. Ama rüya da olsa çok üzüldüm o büyük şairi dillerine pelesenk edenlerin yaşantı, davranış, anlayış ve algılarıyla o büyük şaire cevap verdiğime. Sonra aldım kalemi elime ve başladım yazmaya:    Sade korkulsa iyi, bu kene başka kene  Ayakların suçu yok, damdan inmiş bedene    Ayrıştırma adına ne varsa kullanıyor  Bir bu ülke değil ki bak, Osmanlı yanıyor!    Bu kene başka kene, ihaneti sevene  İnancı sömürüyor, rahmet okutup düne    Pisliği yakasından dökülürken önüne  Şerrinden kaçışıyor bit, pire, sülük, süne    Akif’im ne diyeyim; sen ki başlar tacısın  İstikbalimiz meçhul, bize Allah acısın.    HADİ ÖNAL/ELAZIĞ 
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2023 - Çarşamba

ÖLÜMÜNÜN 87. YILINDA AKİF İLE SÖYLEŞİ

 

İstiklal Marşımızın yazarı, Şair Mehmet Akif Ersoy’un ruhu ile değil de sözleri ile büyüyen ve o büyük şairi dillerinden düşürmeyen; ancak uygulamaları ile Akif’in bırakın ruhunu sözlerine dahi ihanet eden zevattan birini dinlerken uyuya kalmışım. Bir de baktım merhum Akif karşımda…  

Kalk, dedi! Doğruldum. Sonra bana dedi ki: 
 
“Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak... 
Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak. 
Dünyada inanmam, hani görsem de gözümle. 
İmanı olan kimse gebermez bu ölümle: 
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.' 
Davransana... Eller de senin, baş da senindir! 
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin? 
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.” 
 
Ben de ona dedim ki: 
Ne diyorsun sen şair, kel başa şimşir tarak 
Atiden bizlere ne, dert; bugünü kurtarmak 
Geçti Bor’un pazarı sür eşeğin Niğde’ye 
Ölüm mü; düşünme sen, bülbül konmaz iğdeye 
Bak yine yanılmışsın; eller, şak şak içindir 
Vaat sandığa kadar; her şey tak tak içindir 
Düşünmek mi, ne gerek? Kaldır der kaldırırız 
Yoksa nasıl parmağı bal küpe daldırırız. 
 
Akif, yüzüme şöyle baktı, sonra: 
“Yeis öyle bir bataktır ki, düşersen boğulursun 
Azmine sarıl sımsıkı, bak ne olursun.”, dedi. 
 
Ben de ona dedim ki: 
Battı batacak gemi, ne katarsam varıma. 
Varsın boğulsun millet, ben bakarım kârıma. 
 
Akif, bu defa yüzüme acıyarak baktı ve: 
“ Kenar-ı Dicle'de bir kurt kapsa koyunu; 
Gelir de adl-i İlahî Ömer'den sorar onu!”, dedi. 
 
Ben de ona dedim ki: 
Kenar-ı Dicle’ye şimdi çok barajlar yapıldı 
Kurtlar sofrasında haslar; kapışıldı, kapıldı 
Sonra koyun diyorsun da, rengi ak mı kara mı? 
Adalet, havaya para: Hop! Yazı mı tura mı? 
 
Akif, bu sözüme çok kızdı ve: 
“Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. 
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz.”, dedi. 
 
Ben de gülerek ona dedim ki: 
Rüzgârın esişine kıble değiştirenler 
Geleceğini bizim yal cenahta görenler 
Bilumum yandaşımız, iğreti yamamızla 
Eseriz rüzgâr gibi ve olanca bir hızla 
Bu yolda nice fener, nice fer söndürürüz 
Bu yol ilmi siyaset; dönme bilmez, yürürüz. 
 
Akif’in gözleri çakmak çakmak oldu. 
“Varsa şayet söyleyin bir parçacık insafınız 
Böyle kansız mıydı hâşâ kahraman eslafınız 
Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına 
Böyle olmuş muydu millet can evinden rahne dar 
Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi 
Böyle adet miydi bi perva yemek insan leşi 
Irzımızdır çiğnenen evladımızdır doğranan 
Hey sıkılmaz ağlamazsan bari gülmekten utan!” ,dedi. 
 
Bu sefer kızma sırası bendeydi, ona dedim ki: 
Bre şair, ne oldu da, kattın tozu dumana! 
İğne batırılmış gibi başın vurmuş tavana. 
Biz ki laf salatasında almışken bu kadar yol 
Varsın keçi hır çıkarsın, nasıl olsa koyun bol 
Anlamadın değil mi ya! Almaz senin kul beynin 
Değil mi ben, bu millete; hem beyinim hem beyim. 
Doğru olan dediklerim; her şey sala olacak 
Bu uğurda gerekirse kırılacak kol bacak. 
Diyorsam ben, parçalanır; yoksa yürür mü işler? 
Kim demiş hesapsız diye, rehberiniz keşişler 
Nazarın değecek billâh, tutunduğumuz Haç’ça 
Ot diyorsam ot yenecek; gerek yoktur turaç’a? 
Yok, ırzımmış, namusummuş; duymamış olayım ha! 
Çek hayalini yolumdan, bize kalsın tüm saha. 
 
Akif, yüzüme tiksinerek baktı sonra da ekledi: 
''Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim 
İnan ki, her ne demişsem görüp de söylemişim 
Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek 
Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek!'' 
 
Ders verme sırası bendeydi ona dedim ki: 
Bu kafayla alamazsın ritim sazın hazzını 
Ciğer sökecek hançeri elbette saklar kını 
Yalan siyaset rehberi, ayıbı örter deri 
Senin hakikat dediğin şimdilerde seferi 
 
Mehmet Akif Ersoy’un yanaklarından iki damla yaş süzüldü, sonra döndü: 
“Kurt uzaklardan bakar dalgın görürmüş merkebi 
Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi 
Lakin aşk olsun ki aldırmazda otlarmış eşek 
Sanki tavşanmış gelen yahut kılıksız köstebek 
Kâr sayarmış bir tutam fazla olsun yutmayı 
Hasmı derken çullanırmış yutmadan son lokmayı 
 
Bir hakikattir bu bildiğin üsluba sok 
Halimiz merkeple kurdun aynı asla farkı yok 
Burnumuzdan tuttu düşman biz boğaz kaynındayız 
Bir bakın halamı hala ihtiras ardındayız 
Saygısızlık elverir bir parça olsun arlanın 
Vakti çoktan geldi hem geçmektedir arlanmanın 
Davranın haykırmadan nakus-u izmihlaliniz 
Öyle bir buhrana sapmıştır ki zira haliniz 
Zevke dalmak şöyle dursun vaktiniz yok mateme 
Davranın zira gülünç olduk âleme 
Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah intikam 
Yerde kalmış naşa benzer kavm için durmak haram 
Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur? 
Yoksa istikbalinizden korkulur pek korkulur.”, dedi ve birden kayboldu.  

Gözlerimi açtım. İyi ki rüyaymış dedim kendi kendime. Ama rüya da olsa çok üzüldüm o büyük şairi dillerine pelesenk edenlerin yaşantı, davranış, anlayış ve algılarıyla o büyük şaire cevap verdiğime. Sonra aldım kalemi elime ve başladım yazmaya: 
 
Sade korkulsa iyi, bu kene başka kene 
Ayakların suçu yok, damdan inmiş bedene 
 
Ayrıştırma adına ne varsa kullanıyor 
Bir bu ülke değil ki bak, Osmanlı yanıyor! 
 
Bu kene başka kene, ihaneti sevene 
İnancı sömürüyor, rahmet okutup düne 
 
Pisliği yakasından dökülürken önüne 
Şerrinden kaçışıyor bit, pire, sülük, süne 
 
Akif’im ne diyeyim; sen ki başlar tacısın 
İstikbalimiz meçhul, bize Allah acısın. 

 

HADİ ÖNAL/ELAZIĞ 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.