Hadi Önal
Köşe Yazarı
Hadi Önal
 

SEDDÜLBAHİR’DEN YÜKSELEN SES

Ben, Onbaşı Ahmet; Pınarbaşılıyım. Uzunyayla’nın ortasındadır yerleşiğimiz. Biz; kökü yere çakılı Erciyes gibiyiz. Dosta açık, düşmana geçit vermez eşiğimiz. Aldatmasın sizi ince mintanım. O mintanın altında elmas yürek taşırım. Yurduma saldırıldı mı ölümle yarışırım. Küfrün; topuna, gemisine; gücüne, güllesine eyvallah etmem. Toprak kutsalımdır, onu çiğnetmem. Bir kükredim mi çarpar yelim. Şahadet şerbetini içmektir en büyük emelim. Ben, Eskişehirli Halil oğlu İbrahim… Dedem Abdülkerim, 93 harbi şehidi. Ninem, bir dedemi anlatırdı bana bir de Yunus’u. Ninemden mi kaldı bilmem, Yüreğimdeki şehit olma arzusu. Her fani tadıcıdır ölümü, bilirim. İçimdeki toprağın fideleridir sözlerim. Işık boylu, nur soylu ahir bendedir. Vatan sevgisini sorarsanız, gönlümdedir. Tarih şahidimdir, bükülmez bileğim. Şehidi kâmil olmaktır arzum, dileğim. Ben, Fermanoğullarından Bilal; Adana’nın Saimbeyli ilçesinde dünyaya gelmişim. Özgürlüğü ana sütü bilmişim. Gök kubbeyi çınlatan ezan sesleri ile gürlemişim, gülmüşüm. Ondandır ki anam; Vatan savunmasına uğurlarken beni Ne de sıkı sarılmıştı ya! Yanaklarımı öpüp saçlarımı koklamış; Sonra da kulağıma sessizce: Dersini vermezsen düşmana Sütümü helal etmem ha! Kahramanım, demişti. Ben Balıkesirli Gündüz oğlu Murat, 18 Mart’ta Çanakkale Savaşı’nın seyrini değiştiren Seyit Onbaşı’nın memleketinden… Gördünüz değil mi? Bizde savaş farksızdır oyundan. Gerçi ne söylesek boş, ne yapsak nafile… Vazgeçmez haçlı; Geçmeyecek de huyundan. Anlaşılan yine gül şafağına hazırlanmak gerek, Sokmadan engerek. Işık elçisi Kılıçaslan’dır bizim rehberimiz, gülümüz. Onu söyler, onu biliriz. Yurdumuza saldıran kim olursa olsun, Evvel Allah hakkından geliriz. Ben, piyade er Mehmet Sabri; Diyarbakırlıyım, Hacı İsmail’in oğlu Anamın biriciği, babamın sağ kolu. Eğmem, eğdiremezler başımı yere. Meydan okurum yedi düvele. Dağlar gibi duruşum vatan sevgimdendir. O sevgiyle geldim Seddülbahir’e. Önümde düşman, Göğsümde iman, dualı mavzerimde kurşun… Yanıltmasın kimseyi böyle susuşum. Yağmur bereketiyle gürler coşarım, Hilalimle nefes alır, vatan için yaşarım. Ben, Yüzbaşı Mehmet Ziya, Mustafa Fehmi Paşa’nın oğlu, 1294 İstanbul doğumlu. Sabır katığımdır, şükürse suyum. Şehitlerle süslüdür soyum. Duayı sadece insanların yapmadığını bilenlerdenim. Günü saati gelince; Dağlar, taşlar, ırmaklar, bulutlar, Ağaçlar, kuşlar da dua ederler kendi dillerince. Dua kalpten arşa uzayan bir ince yoldur. Seddülbahir’de yerle gökle birlikte Ben de açıyorum ellerimi semaya; En büyük yar, Yaradan’a: “Allah’ım”, diyorum, “Bizi zebun eyleme küffara.” Ben, Kasım oğlu Hakkı; Erzurumluyum, dadaşlar diyarından. Terkimdeki hüznüm Yemen’den... Bir kum fırtınası ile birlikte uğurlamıştım ağabeyimi Hakk’a. Diğeri Sarıkamış’ta yenik düşmüştü kara. Anam en çok da ona üzülmüştü. Tökezlenince ayağım gördüm çokluğunu akbabaların. Ama ben, evvel Allah Bütün bu sürülerin üstesinden gelmeyi bilirim. İnancım, tevekkülü öğretti bana. Bir de dik durmayı küfrün önünde. Ben, Kümeoğullarından Bekir. Denizli Tavas Kızılcabölük’te dünyaya gelmişim. Babamın adı Mehmet, Anamın adı Feride… Başım yerde de gönlüm yükseklerde. Arşın gölgesine asılı kandiller görmüşüm Ve o kandillerin izini sürmüşüm. Ben, Peygamberin övdüğü millettenim. Setler, engebeler yıldıramaz beni. Yudumlarım her türlü çileyi. Çıkınımda iki dilim peksimet, Mataramda iki yudum su... Yüreğimde, şehit olamama korkusu! Ben, Hamza oğlu Ali; Çavdar esmerliğinde tenim. Elazığ’ın Sivrice ilçesi Taşlıyayala Köyünde dünyaya gelmişim. Hayatı kuzu sesleri ile tanımışım, sevmişim. Toprağın kutsallığını ninemden öğrenmişim. Uzun Ali derler namıma. Dinime, devletime, vatanıma, Bayrağıma, mukaddesatıma göz dikeni En büyük düşman bellemişim. Bak, yine kalbimin çağrısına uydum; Yine serhatta yine serdeyim. Seddülbahir’de şükürlerdeyim. Ben, Ali oğlu Sadık; 1302 Sinop doğumluyum. Şöyle etrafıma bakıyorum da Bu yerler ne de çok benziyor bizim oralara. Bizde Sinap Burnu, Gülfeze Sultan Kayaları. Burada; Arburnu, Ertuğrul Koyu sırtları. Anama mektup yazdım. Dedim; “merak etmeyesin ha! Seddülbahir, Sinop kadar tanıdık, Bu topaklar da benim sevgilim, Bu yerler de benim aşkım. Sen rahat ol, rahat uyu ana; Çiğnetmem toprağımı düşmana, Gerekirse bir daha, bir daha ölürüm uğruna.” Ben, Karaömerlerden Yusuf oğlu Turan; 1305 Niğde Ulukışla’da doğmuşum. Ebedi âlemin soyluluğuna soyunmuşum. Nizam-ı âlem için çağlarla koşmuş, Çağlarca yorulmuşum. Nice ağaçlar su içmiş ellerimden. Nice meseleler çözülmüş alın terimden. Kendimi kendimde aramış; kendimde bulmuşum. Şimdi, şu küçücük yarımadada mı kaybedeceğim. Küfrün topu, güllesi vız gelir bana. Sığınmışım en büyük yar, Yaradan’a. Bin canımda olsa kurbandır vatana. Ben, Urfa Birecik’ten Mustafa oğlu Halil; Bağlıyım ağaca, toprağa, bağa. Söz konusu devletimin bekası olmazsa Gelir miydim uzağa. Geçen yıl kaybettim eşimi, İnce hastalık demişlerdi derdine. İki öksüz bıraktı ardında; Biri Yaşar yedi yaşında, Diğeri Hacer henüz girdi dördüne. Ba-ba diyordu heceleye heceleye. İki öksüzümü emanet ettim köyüme, köylülerime. Tek isteğim, düşmesin ay yıldızlı bayrağım yere. Ben, piyade er Osman; Ahmet oğlu, 1298 Burdur Tefenni doğumlu. Şimdi Seddülbahir’de nöbetteyim. Med cezir arasında seyir defterim. Geçen hafta canımdan çok sevdiğim Ağabey bildiğim, Tokatlı komutanım, Üsteğmen Bekir oğlu Mehmet Şükrü’yü verdim toprağa. Onun içindir ki gecenin karanlığına ıslak bakar gözlerim. Yeminim var komutanım, İntikamını ertelemeyeceğim. Dileğim cennete buluşmaktır. Bekle komutanım! Allah izin verirse, ben de geleceğim! Ben, Hüseyin oğlu Yusuf; 1306 Trabzon Sürmene doğumluyum. Her Karadeniz uşağı gibi sevmem karanlıkları. Giydirtmem milletime karaları. Geçmişimi tanır, geleceğe sağlam basarım. Gerekirse ay yıldızlı bayrağımı gök kubbeye asarım. Vatan yüreğimde bir tomurcuk gülüdür; Gülümü soldurtmam. Gül dalıma baykuşları kondurtmam. Ayrık otlarını kınalı ellerimle sökerim. Düşmanı bir değil bin defa da olsa denize dökerim. Hilâle meftundur gözlerim. Onun gölgesinde şehit olmayı özlerim. Ben, piyade er Mahmut oğlu Mehmet; Edirne’nin Uzunköprü ilçesine bağlı Hamitli köyünden... Rüzgâr farkında mı bilmem; Kalleşliği oldum olası sevmem. Ne işi var İngiliz’in, Fransız’ın, Anzak’ın Toprağımda, bağrımda. Ne işi var Hindu’nun Kanada’nın Gül bahçemde bağımda. Var git rüzgâr, o gözü dönmüş yığınlara söyle; Varsa yürekleri, atıyorsa toplarının dışında; Denizdeyim, havadayım, yerdeyim; Hilaldeyim, serhattayım, serdeyim. Göğsümü siper ettim: Seddülbahir’deyim. Bin dokuz yüz on beşin yirmi beş nisanında Ege’de meltem serin, sular derin uykuda Bilal’ım siper kazar düşman bekler pusuda Türk’e tuzak kurulmaz olmadı ki hiç esir Duyulsun son sözümdür:“Vatan kutsal, Allah bir!” Gönüller gülden ipek, sevdalar aşk dokuyor Itırlarla birlikte yer gök vatan kokuyor İbrahim besmeleyle açmış Kuran okuyor Bu toprak benim yurdum, burası Seddülbahir Duyulsun son sözümdür:“ Vatan kutsal, Allah bir!” Yusuf; eli koynunda çevresini yokluyor Yavaşça çıkararak gizli gizli kokluyor Fadime sanki ona nakışlarla bakıyor Gönlünde gül sevgili, öte yan nurdan kabir Duyulsun son sözümdür: “Vatan kutsal, Allah bir!” Ziya’mı yücelikler düşmanı korku bekler Sırtlar vakur durunca yüreklenir etekler Nurla doldu mu kalpler yol gösterir melekler Ertuğrul’da, Teke’de, İkiz Koyu’nda tekbir Duyulsun son sözümdür: “Vatan kutsal, Allah bir!” Görülen ufuklarda Batı’nın kahpe yüzü Çelik zırha bürünmüş yüzsüzlerin yüzsüzü Amacı yeryüzünden silmekmiş türkümüzü Halil der bu güruha: “bizim türkümüz tek bir Duyulsun son sözümdür: “Vatan kutsal, Allah bir!” Top, tüfek, mermi, gülle Seddülbahir’i sarmış Alçıtepe düşerse Kilitbayır susarmış Karaya güç çıkartmak; şartmış, bu son kararmış Böyle görmüş, buyurmuş Hamilton denilen sir Duyulsun son sözümdür: “ Vatan kutsal Allah bir!” Sabahın alacası, koyda deli bir rüzgâr Soyunuk gözde cennet, açığında korku var Filikalar yanaştı, düşman karaya çıkar Bekir der; “gelin hele; gök şahit, Mevla’m kadir Duyulsun son sözümdür; vatan kutsal, Allah bir!” Yer alev, gök bismillah, çeliğe karşı iman Yürek vatan oldu mu süzülür ince bir kan Bu Murat’ım, bu Ali’m; bu can, Burdurlu Osman Vatan tehlikedeyse kanla yazılır şiir Duyuldu son sözleri: “Vatan kutsal, Allah bir!” Sabri yere düşerken toprak koynunu açtı Süngü takmıştı Sadık, “Ya Allah”, dedi uçtuTuran’ın salâvatı Türk’ün yurduna burçtu Onlar vatandı artık, gök şahit, yer hemfikir Duyuldu son sözleri: “Vatan kutsal, Allah bir!” Zamanın gözyaşında ulviyetin cezbesi Döndü vadiler boyu Hakkı’mın haklı sesi Gönül cennet nikâhlı verirken son nefesi Tenler toprağa teslim, ruha ebedi şehir” Duyuldu son sözleri: “Vatan kutsal, Allah bir!” Yer, gök selam dururken yaradan akan kana Ahmet’im son kez baktı kaçıp giden düşmana Sonra yürek diliyle şükretti Yaradan’a Dedi;” vatan uğruna bir ölür, bin dirilir” Duyuldu son sözleri: “Vatan kutsal, Allah bir!” Mehmet’in sur göğsünde soluklanınca vatan Bulutlar su içtiler şehitlerin avucundan Elmaslaşan o anı ne yel söktü ne düşman Vatan benim çiçeğim, kondurmam çiçeğe kir Duyuldu son sözleri: “ Vatan kutsal, Allah bir!” Onlar, Seddülbahir’de baş koltukta gençtiler Onlar, vatan dediler can şerbeti içtiler Tevhit ile yıkanıp tekbir ile göçtüler Cennet ehlince onlar karşılandılar bir bir Duyuldu son sözleri:“Vatan kutsal, Allah bir!” Vatanı korumak için, bayrağı indirtmemek için, namusu çiğnetmemek için, din için, devlet için toprağa düşen bütün şehitlerimizi rahmetle, şükranla anıyor, Yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Hadi Önal/18 Mart 2022/ ELAZIĞ Not: SEDDÜLBAHİR’DEN YÜKSELEN SES şiirini 19 Haziran 2011 tarihinde yazmış ve ilk defa Mehmet Akif Ersoy adına düzenlenen 19. Uluslar arası Hazar Şiir Akşamlarında okumuştu. Şiirde adı geçen kişi ve yer adları tamamı ile gerçektir. Milli Savunma Bakanlığının yayınladığı şehitlerimiz listesinden alınmıştır?  
Ekleme Tarihi: 18 Mart 2022 - Cuma

SEDDÜLBAHİR’DEN YÜKSELEN SES

Ben, Onbaşı Ahmet;

Pınarbaşılıyım.

Uzunyayla’nın ortasındadır yerleşiğimiz.

Biz; kökü yere çakılı Erciyes gibiyiz.

Dosta açık, düşmana geçit vermez eşiğimiz.

Aldatmasın sizi ince mintanım.

O mintanın altında elmas yürek taşırım.

Yurduma saldırıldı mı ölümle yarışırım.

Küfrün; topuna, gemisine; gücüne, güllesine eyvallah etmem.

Toprak kutsalımdır, onu çiğnetmem.

Bir kükredim mi çarpar yelim.

Şahadet şerbetini içmektir en büyük emelim.

Ben, Eskişehirli Halil oğlu İbrahim…

Dedem Abdülkerim, 93 harbi şehidi.

Ninem, bir dedemi anlatırdı bana bir de Yunus’u.

Ninemden mi kaldı bilmem,

Yüreğimdeki şehit olma arzusu.

Her fani tadıcıdır ölümü, bilirim.

İçimdeki toprağın fideleridir sözlerim.

Işık boylu, nur soylu ahir bendedir.

Vatan sevgisini sorarsanız, gönlümdedir.

Tarih şahidimdir, bükülmez bileğim.

Şehidi kâmil olmaktır arzum, dileğim.

Ben, Fermanoğullarından Bilal;

Adana’nın Saimbeyli ilçesinde dünyaya gelmişim.

Özgürlüğü ana sütü bilmişim.

Gök kubbeyi çınlatan ezan sesleri ile gürlemişim, gülmüşüm.

Ondandır ki anam;

Vatan savunmasına uğurlarken beni

Ne de sıkı sarılmıştı ya!

Yanaklarımı öpüp saçlarımı koklamış;

Sonra da kulağıma sessizce: Dersini vermezsen düşmana

Sütümü helal etmem ha!

Kahramanım, demişti.

Ben Balıkesirli Gündüz oğlu Murat,

18 Mart’ta Çanakkale Savaşı’nın seyrini değiştiren

Seyit Onbaşı’nın memleketinden…

Gördünüz değil mi?

Bizde savaş farksızdır oyundan.

Gerçi ne söylesek boş, ne yapsak nafile…

Vazgeçmez haçlı; Geçmeyecek de huyundan.

Anlaşılan yine gül şafağına hazırlanmak gerek,

Sokmadan engerek.

Işık elçisi Kılıçaslan’dır bizim rehberimiz, gülümüz.

Onu söyler, onu biliriz.

Yurdumuza saldıran kim olursa olsun,

Evvel Allah hakkından geliriz.

Ben, piyade er Mehmet Sabri;

Diyarbakırlıyım,

Hacı İsmail’in oğlu

Anamın biriciği, babamın sağ kolu.

Eğmem, eğdiremezler başımı yere.

Meydan okurum yedi düvele.

Dağlar gibi duruşum vatan sevgimdendir.

O sevgiyle geldim Seddülbahir’e.

Önümde düşman,

Göğsümde iman, dualı mavzerimde kurşun…

Yanıltmasın kimseyi böyle susuşum.

Yağmur bereketiyle gürler coşarım,

Hilalimle nefes alır, vatan için yaşarım.

Ben, Yüzbaşı Mehmet Ziya,

Mustafa Fehmi Paşa’nın oğlu,

1294 İstanbul doğumlu.

Sabır katığımdır, şükürse suyum.

Şehitlerle süslüdür soyum.

Duayı sadece insanların yapmadığını bilenlerdenim.

Günü saati gelince;

Dağlar, taşlar, ırmaklar, bulutlar,

Ağaçlar, kuşlar da dua ederler kendi dillerince.

Dua kalpten arşa uzayan bir ince yoldur.

Seddülbahir’de yerle gökle birlikte

Ben de açıyorum ellerimi semaya;

En büyük yar, Yaradan’a:

“Allah’ım”, diyorum, “Bizi zebun eyleme küffara.”

Ben, Kasım oğlu Hakkı;

Erzurumluyum, dadaşlar diyarından.

Terkimdeki hüznüm Yemen’den...

Bir kum fırtınası ile birlikte uğurlamıştım ağabeyimi Hakk’a.

Diğeri Sarıkamış’ta yenik düşmüştü kara.

Anam en çok da ona üzülmüştü.

Tökezlenince ayağım gördüm çokluğunu akbabaların.

Ama ben, evvel Allah

Bütün bu sürülerin üstesinden gelmeyi bilirim.

İnancım, tevekkülü öğretti bana.

Bir de dik durmayı küfrün önünde.

Ben, Kümeoğullarından Bekir.

Denizli Tavas Kızılcabölük’te dünyaya gelmişim.

Babamın adı Mehmet, Anamın adı Feride…

Başım yerde de gönlüm yükseklerde.

Arşın gölgesine asılı kandiller görmüşüm

Ve o kandillerin izini sürmüşüm.

Ben, Peygamberin övdüğü millettenim.

Setler, engebeler yıldıramaz beni.

Yudumlarım her türlü çileyi.

Çıkınımda iki dilim peksimet,

Mataramda iki yudum su...

Yüreğimde, şehit olamama korkusu!

Ben, Hamza oğlu Ali;

Çavdar esmerliğinde tenim.

Elazığ’ın Sivrice ilçesi Taşlıyayala Köyünde dünyaya gelmişim.

Hayatı kuzu sesleri ile tanımışım, sevmişim.

Toprağın kutsallığını ninemden öğrenmişim.

Uzun Ali derler namıma.

Dinime, devletime, vatanıma,

Bayrağıma, mukaddesatıma göz dikeni

En büyük düşman bellemişim.

Bak, yine kalbimin çağrısına uydum;

Yine serhatta yine serdeyim.

Seddülbahir’de şükürlerdeyim.

Ben, Ali oğlu Sadık;

1302 Sinop doğumluyum.

Şöyle etrafıma bakıyorum da

Bu yerler ne de çok benziyor bizim oralara.

Bizde Sinap Burnu, Gülfeze Sultan Kayaları.

Burada; Arburnu, Ertuğrul Koyu sırtları.

Anama mektup yazdım.

Dedim; “merak etmeyesin ha!

Seddülbahir, Sinop kadar tanıdık,

Bu topaklar da benim sevgilim,

Bu yerler de benim aşkım.

Sen rahat ol, rahat uyu ana;

Çiğnetmem toprağımı düşmana,

Gerekirse bir daha, bir daha ölürüm uğruna.”

Ben, Karaömerlerden Yusuf oğlu Turan;

1305 Niğde Ulukışla’da doğmuşum.

Ebedi âlemin soyluluğuna soyunmuşum.

Nizam-ı âlem için çağlarla koşmuş,

Çağlarca yorulmuşum.

Nice ağaçlar su içmiş ellerimden.

Nice meseleler çözülmüş alın terimden.

Kendimi kendimde aramış; kendimde bulmuşum.

Şimdi, şu küçücük yarımadada mı kaybedeceğim.

Küfrün topu, güllesi vız gelir bana.

Sığınmışım en büyük yar, Yaradan’a.

Bin canımda olsa kurbandır vatana.

Ben, Urfa Birecik’ten Mustafa oğlu Halil;

Bağlıyım ağaca, toprağa, bağa.

Söz konusu devletimin bekası olmazsa

Gelir miydim uzağa.

Geçen yıl kaybettim eşimi,

İnce hastalık demişlerdi derdine.

İki öksüz bıraktı ardında;

Biri Yaşar yedi yaşında,

Diğeri Hacer henüz girdi dördüne.

Ba-ba diyordu heceleye heceleye.

İki öksüzümü emanet ettim köyüme, köylülerime.

Tek isteğim, düşmesin ay yıldızlı bayrağım yere.

Ben, piyade er Osman;

Ahmet oğlu,

1298 Burdur Tefenni doğumlu.

Şimdi Seddülbahir’de nöbetteyim.

Med cezir arasında seyir defterim.

Geçen hafta canımdan çok sevdiğim

Ağabey bildiğim, Tokatlı komutanım,

Üsteğmen Bekir oğlu Mehmet Şükrü’yü verdim toprağa.

Onun içindir ki gecenin karanlığına ıslak bakar gözlerim.

Yeminim var komutanım,

İntikamını ertelemeyeceğim.

Dileğim cennete buluşmaktır.

Bekle komutanım!

Allah izin verirse, ben de geleceğim!

Ben, Hüseyin oğlu Yusuf;

1306 Trabzon Sürmene doğumluyum.

Her Karadeniz uşağı gibi sevmem karanlıkları.

Giydirtmem milletime karaları.

Geçmişimi tanır, geleceğe sağlam basarım.

Gerekirse ay yıldızlı bayrağımı gök kubbeye asarım.

Vatan yüreğimde bir tomurcuk gülüdür;

Gülümü soldurtmam.

Gül dalıma baykuşları kondurtmam.

Ayrık otlarını kınalı ellerimle sökerim.

Düşmanı bir değil bin defa da olsa denize dökerim.

Hilâle meftundur gözlerim.

Onun gölgesinde şehit olmayı özlerim.

Ben, piyade er Mahmut oğlu Mehmet;

Edirne’nin Uzunköprü ilçesine bağlı Hamitli köyünden...

Rüzgâr farkında mı bilmem;

Kalleşliği oldum olası sevmem.

Ne işi var İngiliz’in, Fransız’ın, Anzak’ın

Toprağımda, bağrımda.

Ne işi var Hindu’nun Kanada’nın

Gül bahçemde bağımda.

Var git rüzgâr, o gözü dönmüş yığınlara söyle;

Varsa yürekleri, atıyorsa toplarının dışında;

Denizdeyim, havadayım, yerdeyim;

Hilaldeyim, serhattayım, serdeyim.

Göğsümü siper ettim: Seddülbahir’deyim.

Bin dokuz yüz on beşin yirmi beş nisanında

Ege’de meltem serin, sular derin uykuda

Bilal’ım siper kazar düşman bekler pusuda

Türk’e tuzak kurulmaz olmadı ki hiç esir

Duyulsun son sözümdür:“Vatan kutsal, Allah bir!”

Gönüller gülden ipek, sevdalar aşk dokuyor

Itırlarla birlikte yer gök vatan kokuyor

İbrahim besmeleyle açmış Kuran okuyor

Bu toprak benim yurdum, burası Seddülbahir

Duyulsun son sözümdür:“ Vatan kutsal, Allah bir!”

Yusuf; eli koynunda çevresini yokluyor

Yavaşça çıkararak gizli gizli kokluyor

Fadime sanki ona nakışlarla bakıyor

Gönlünde gül sevgili, öte yan nurdan kabir

Duyulsun son sözümdür: “Vatan kutsal, Allah bir!”

Ziya’mı yücelikler düşmanı korku bekler

Sırtlar vakur durunca yüreklenir etekler

Nurla doldu mu kalpler yol gösterir melekler

Ertuğrul’da, Teke’de, İkiz Koyu’nda tekbir

Duyulsun son sözümdür: “Vatan kutsal, Allah bir!”

Görülen ufuklarda Batı’nın kahpe yüzü

Çelik zırha bürünmüş yüzsüzlerin yüzsüzü

Amacı yeryüzünden silmekmiş türkümüzü

Halil der bu güruha: “bizim türkümüz tek bir

Duyulsun son sözümdür: “Vatan kutsal, Allah bir!”

Top, tüfek, mermi, gülle Seddülbahir’i sarmış

Alçıtepe düşerse Kilitbayır susarmış

Karaya güç çıkartmak; şartmış, bu son kararmış

Böyle görmüş, buyurmuş Hamilton denilen sir

Duyulsun son sözümdür: “ Vatan kutsal Allah bir!”

Sabahın alacası, koyda deli bir rüzgâr

Soyunuk gözde cennet, açığında korku var

Filikalar yanaştı, düşman karaya çıkar

Bekir der; “gelin hele; gök şahit, Mevla’m kadir

Duyulsun son sözümdür; vatan kutsal, Allah bir!”

Yer alev, gök bismillah, çeliğe karşı iman

Yürek vatan oldu mu süzülür ince bir kan

Bu Murat’ım, bu Ali’m; bu can, Burdurlu Osman

Vatan tehlikedeyse kanla yazılır şiir

Duyuldu son sözleri: “Vatan kutsal, Allah bir!”

Sabri yere düşerken toprak koynunu açtı

Süngü takmıştı Sadık, “Ya Allah”, dedi uçtuTuran’ın salâvatı Türk’ün yurduna burçtu

Onlar vatandı artık, gök şahit, yer hemfikir

Duyuldu son sözleri: “Vatan kutsal, Allah bir!”

Zamanın gözyaşında ulviyetin cezbesi

Döndü vadiler boyu Hakkı’mın haklı sesi

Gönül cennet nikâhlı verirken son nefesi

Tenler toprağa teslim, ruha ebedi şehir”

Duyuldu son sözleri: “Vatan kutsal, Allah bir!”

Yer, gök selam dururken yaradan akan kana

Ahmet’im son kez baktı kaçıp giden düşmana

Sonra yürek diliyle şükretti Yaradan’a

Dedi;” vatan uğruna bir ölür, bin dirilir”

Duyuldu son sözleri: “Vatan kutsal, Allah bir!”

Mehmet’in sur göğsünde soluklanınca vatan

Bulutlar su içtiler şehitlerin avucundan

Elmaslaşan o anı ne yel söktü ne düşman

Vatan benim çiçeğim, kondurmam çiçeğe kir

Duyuldu son sözleri: “ Vatan kutsal, Allah bir!”

Onlar, Seddülbahir’de baş koltukta gençtiler

Onlar, vatan dediler can şerbeti içtiler

Tevhit ile yıkanıp tekbir ile göçtüler

Cennet ehlince onlar karşılandılar bir bir

Duyuldu son sözleri:“Vatan kutsal, Allah bir!”

Vatanı korumak için, bayrağı indirtmemek için, namusu çiğnetmemek için, din için, devlet için toprağa düşen bütün şehitlerimizi rahmetle, şükranla anıyor, Yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Hadi Önal/18 Mart 2022/ ELAZIĞ

Not: SEDDÜLBAHİR’DEN YÜKSELEN SES şiirini 19 Haziran 2011 tarihinde yazmış ve ilk defa Mehmet Akif Ersoy adına düzenlenen 19. Uluslar arası Hazar Şiir Akşamlarında okumuştu. Şiirde adı geçen kişi ve yer adları tamamı ile gerçektir. Milli Savunma Bakanlığının yayınladığı şehitlerimiz listesinden alınmıştır?

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.