Ah be dostlar...
İnsanın yüreğini en çok ne fena ezer, biliyor musunuz?
Kötülük görmek değil...
İyi olmaya çalışırken paramparça olmak.
Ben yıllarca üç şeye sarıldım sıkı sıkı:
İyi niyet, cesaret ve tevekkül...
Bunlara erdem sandım, kalkan bildim.
Göğsümü kabartıp gezdim ortalıkta:
"Kimseye kötülük etmedim ben," dedim.
"Kalbim tertemiz," diye övündüm.
Doğru muydu? Evet.
Ama noksandı, eksik kalmıştı.
Çünkü şu dünya, senin kalbinin paklığıyla uğraşmıyor ki.
Sen iyilikle doldukça, herkes iyi olmuyor.
Tam tersine, çoğu vakit başa bela oluyor.
Sen vefa yolunda yürüyorsun, karşına menfaat çıkıyor.
Samimiyetle uzanıyorsun elin, hesap kitapla dönüyor suratına.
Sonra bir gün dank ediyor:
İyi niyet zırh falan değilmiş.
Kalkan hiç değil.
Yanlış ellere düşerse, boynuna dolanan bir ilmik oluyormuş.
Acı acıya öğrendim bunu ben.
Herkese iyi dilek yağdırmak, herkesten iyilik göreceğin demek değil.
En pak kalplerin en derin yaraları sırtlaması boşuna değil.
Biz bir hataya düştük dostlar...
İyi olmayı, susup sineye çekmek sandık.
Merhameti, geri adım atmak bildik.
Sabrı, dilsiz kalmak zannettik.
Oysa insan hakkını aramazsa, iyi niyeti rüzgarda uçuşan bir yaprak kesilir.
Sonra köşeye çekilip "Bu dünya boş be!" dersin.
Ama boş olan dünya değil...
Sınırını koyamadığın yer.
Şimdi dinleyin, acı bir hakikat:
Bu dünyada çoğu zaman hak eden değil, uyanık olan kazanıyor.
Adil mi bu? Hayır.
Gerçek mi? Kesinlikle.
İşte burada yol ayrımı:
Ya kırılıp kalbinin kapısını kilitleyeceksin, içindeki o güzel yanı da gömeceksin.
Ya da... Asıl zoru seçeceksin.
İyi kalacaksın ama aptal olmayacaksın.
Merhametli olacaksın ama ezilmeyeceksin.
Susmayacaksın.
Gerekti mi dimdik ayağa kalkacaksın.
Yiğitlik dediğin tam bu zaten:
Yüreğini yitirmeden sert kabuk bağlamak.
Sonra tevekkül devreye girer... Ama en son.
Yapman gerekeni yapacaksın.
Elinden geleni sonuna kadar koyacaksın ortaya.
Ve bırakacaksın...
"Hasbunallahu ve ni'mel vekîl," diyeceksin.
Bu kaçmak değil.
Kontrol edemediğini sahibine bırakmak bu.
Unutma dostum:
İyi olmak yetmez.
İyi kalacaksan güçlü de olacaksın.
Güçlü olacaksan adil kalacaksın.
Yoksa dünya seni senden koparır.
En fenası da o yara:
Özünden kopmak.
O yara ne kabuk tutar, ne geçer.
Sızlar...
Sessiz sedasız, ömür boyu.
Mustafa ŞİMŞEK
Anasayfa
Yazarlar
MUSTAFA ŞİMŞEK
Yazı Detayı
Bu yazı 179 kez okundu.
Kanayan Yara.
Ah be dostlar...
İnsanın yüreğini en çok ne fena ezer, biliyor musunuz?
Kötülük görmek değil...
İyi olmaya çalışırken paramparça olmak.
Ben yıllarca üç şeye sarıldım sıkı sıkı:
İyi niyet, cesaret ve tevekkül...
Bunlara erdem sandım, kalkan bildim.
Göğsümü kabartıp gezdim ortalıkta:
"Kimseye kötülük etmedim ben," dedim.
"Kalbim tertemiz," diye övündüm.
Doğru muydu? Evet.
Ama noksandı, eksik kalmıştı.
Çünkü şu dünya, senin kalbinin paklığıyla uğraşmıyor ki.
Sen iyilikle doldukça, herkes iyi olmuyor.
Tam tersine, çoğu vakit başa bela oluyor.
Sen vefa yolunda yürüyorsun, karşına menfaat çıkıyor.
Samimiyetle uzanıyorsun elin, hesap kitapla dönüyor suratına.
Sonra bir gün dank ediyor:
İyi niyet zırh falan değilmiş.
Kalkan hiç değil.
Yanlış ellere düşerse, boynuna dolanan bir ilmik oluyormuş.
Acı acıya öğrendim bunu ben.
Herkese iyi dilek yağdırmak, herkesten iyilik göreceğin demek değil.
En pak kalplerin en derin yaraları sırtlaması boşuna değil.
Biz bir hataya düştük dostlar...
İyi olmayı, susup sineye çekmek sandık.
Merhameti, geri adım atmak bildik.
Sabrı, dilsiz kalmak zannettik.
Oysa insan hakkını aramazsa, iyi niyeti rüzgarda uçuşan bir yaprak kesilir.
Sonra köşeye çekilip "Bu dünya boş be!" dersin.
Ama boş olan dünya değil...
Sınırını koyamadığın yer.
Şimdi dinleyin, acı bir hakikat:
Bu dünyada çoğu zaman hak eden değil, uyanık olan kazanıyor.
Adil mi bu? Hayır.
Gerçek mi? Kesinlikle.
İşte burada yol ayrımı:
Ya kırılıp kalbinin kapısını kilitleyeceksin, içindeki o güzel yanı da gömeceksin.
Ya da... Asıl zoru seçeceksin.
İyi kalacaksın ama aptal olmayacaksın.
Merhametli olacaksın ama ezilmeyeceksin.
Susmayacaksın.
Gerekti mi dimdik ayağa kalkacaksın.
Yiğitlik dediğin tam bu zaten:
Yüreğini yitirmeden sert kabuk bağlamak.
Sonra tevekkül devreye girer... Ama en son.
Yapman gerekeni yapacaksın.
Elinden geleni sonuna kadar koyacaksın ortaya.
Ve bırakacaksın...
"Hasbunallahu ve ni'mel vekîl," diyeceksin.
Bu kaçmak değil.
Kontrol edemediğini sahibine bırakmak bu.
Unutma dostum:
İyi olmak yetmez.
İyi kalacaksan güçlü de olacaksın.
Güçlü olacaksan adil kalacaksın.
Yoksa dünya seni senden koparır.
En fenası da o yara:
Özünden kopmak.
O yara ne kabuk tutar, ne geçer.
Sızlar...
Sessiz sedasız, ömür boyu.
Mustafa ŞİMŞEK
Ekleme
Tarihi: 02 Nisan 2026 -Perşembe
Kanayan Yara.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.