Düşünün bir kere: Elimizdeki güç bir anda çekip gidince geriye ne kalıyor? İşte o kalan, asıl biziz.
Makam elden kayar, yetkiler biter, kapılar yüzünüze kapanır. Para tükenir, imkânlar daralır, etrafınızdaki kalabalıklar bir bir dağılır. Ama karakter? İşte asıl savaş alanı orada başlar.
Şu yaşadığımız krizin kökü ekonomik falan değil; baştan aşağı ahlaki. Makamdan güç çekenler, koltuğu kaybedince kim olduklarını unutuyor. Paradan beslenenler, servet eriyince iradelerini de kaybediyor. En fenası da şu: Kendi kişiliğini kurmak yerine güçlü görünenlerin gölgesine sığınanlar… O gölgeler çekilince ne onur kalıyor ortada ne de yol. Çünkü ödünç güç, ödünç bir hayat demek.
Bu sadece bireysel bir zayıflık değil; bütün bir medeniyeti kemiriyor. Medeniyet vicdanla yükselir. Vicdan susarsa bilinç bulanıklaşır. Bilinç net değilse hakikat yamulur. Hakikat yamulunca adalet devrilir. Adalet gidince de güç, ilke yerine menfaate döner. Yozlaşma da tam burada kök salar.
Şu soruyu soralım mı: Güç ne demek? Bir koltuğun verdiği ayrıcalık mı? Banka hesabının sunduğu rahatlık mı? Yoksa insanın içindeki o ahlaki pusula mı?
Makam emanettir; emanet sorumluluk demektir. Sorumluluk irade ister, irade de ahlakla ayakta durur. Ahlak yoksa güç, kaba bir baskı aracına dönüşür. Baskı kısa sürer; hafızada iz bırakmaz, sadece korku salar. Korku da sadakat getirmez. Sadakat adaletle doğar.
Tarih, hak ile batılın kapışmasıyla dolu. Zorbalıktan güç alanlar bir süre efelenir ama onurla anılmaz. Hakikatten güç alanlar ise makamı gitse bile yolunu şaşırmaz. Onların kimliği dışarıdan gelen rüzgâra bağlı değil. Şartlara değil, ilkelerine göre yaşarlar.
Asıl kavga dışarıda değil, içimizde. Vicdanla çıkar arasında… İhanetle sadakat arasında… Emaneti yük mü göreceğiz, onur mu? Karar bu.
Gerçek güç, şartlar değişse de değişmemektir. Hakikati konfora değişmemektir. Adaleti kendi lehine bükmemektir.
Gücünü karakterinden alan adam, her şeyi kaybetse bile küçülmez. Dayanağı makam değil, ahlaktır. Kalabalığa göre iradesini eğmez. Sorumluluğu zamana göre ertelemez. Kimliğini hesaba katmaz. Güç onun için şov değil, emanettir.
Toplumlar da buradan ayağa kalkar: Hafızası silinmemiş, vicdanı kısılmamış, hakikati satmamış insanlarla. Yoksa medeniyet dışı pırıl pırıl, içi çürük bir eve döner. Yıkım birden olmaz; değerler usul usul aşınır.
Sonuç ortada:
Makamla çıkan, makamla iner.
Parayla şişen, parayla söner.
Karakterle ayakta kalan, hiçbir şeyle yıkılmaz.
Güç dışarıda değil, hakikate bağlılıkta gizli. Hakikate sadık kalanlar, kaybetseler de yenilmez.
Mustafa ŞİMŞEK