Anasayfa
Yazarlar
MUSTAFA ŞİMŞEK
Yazı Detayı
Bu yazı 71 kez okundu.
Hakikate Özlem
Bazı insanlar vardır…
Kalabalığın içinde yürürler ama içlerinde çoktan yıkılmış bir medeniyetin sessizliği dolaşır. Gözleri bugünü görür, fakat ruhları başka bir zamana ait gibidir. Çünkü insan bazen yaşadığı hayata değil, kaybettiği bir hakikate özlem duyar.
Dünya değişti.
İnsan kendini büyümüş sandı.
Binalar yükseldi, ekranlar çoğaldı, şehirler genişledi…
Ama aynı anda bir şey eksildi içimizden.
Vicdan daraldı.
Merhamet yoruldu.
İnsan, eşyaya hükmetmeyi öğrendi ama kendi ruhuna yabancılaştı.
Eskiden bir ağaç gölgesinde oturan bir insan, göğe bakıp düşünürdü.
Şimdi aynı göğün altında milyonlarca insan yaşıyor ama kimse başını kaldırıp bakmıyor.
Çünkü çağımızın asıl felaketi savaşlar değil;
insanın kendine yabancı hale gelmesidir.
Oysa hakikat hep gözümüzün önündeydi.
Bir nehir, durmadan akarken kendi için akmaz.
Güneş, yanarken sadece kendini tüketmez; başkasına ışık olur.
Toprak, üzerine basanı taşır ama kimseye kırılmaz.
Bir arı bile çiçeğe giderken yalnız kendini düşünmez.
Ama insan…
Aklı olduğu hâlde paylaşmayı unutur.
Çürüme tam da burada başlar.
İnsan kendini merkeze koyduğu an yalnızlaşır.
“Ben” büyüdükçe “biz” sessizce kaybolur.
Ekranlar artar, sohbetler azalır.
Sesler çoğalır, anlamlar eksilir.
Ve bir gün insan aynaya baktığında yüzünü değil, içindeki yorgunluğu görür.
Çünkü ruh…
Ruh akılla yaşayan bir şey değildir.
Bazen eski bir ezanın içinde nefes alır.
Bazen çocukluktan kalan bir yağmur kokusunda…
Bazen bir büyüğün sessiz bakışında…
Bazen gecenin ortasında sebepsiz çöken bir boşlukta…
Bu yüzden insan, neyi başarırsa başarsın tam anlamıyla doymaz.
Çünkü ruhun açlığını dünya gideremez.
İnsan biraz da kaybettiği cennetin özlemiyle yaşar.
Belki de bu yüzden bazı insanlar sebepsiz bir hüzün taşır içinde.
Anlatamadığı bir kırgınlıkla yürür.
Kalabalığa karışır ama hiçbir yere ait hissedemez.
Çünkü ruh, geldiği yeri unutmaz.
Eski masalların “Allah’tan başka kimse yoktu…” diye başlaması boşuna değildir.
O cümle, insanın büyüklüğünü değil; ne kadar aciz olduğunu hatırlatır.
Ne kadar yükselirse yükselsin, insanın varacağı yer bellidir:
bir avuç toprak.
Ve toprağın tuhaf bir asaleti vardır…
Her şeyi kabul eder ama hiçbir şeyle övünmez.
Şimdi etrafına bak.
Bir çiçek sessizce açıyor.
Bir bulut, kilometrelerce öteden kuruyan toprağa doğru ilerliyor.
Bir anne, ömrünü fark etmeden çocuğuna veriyor.
Bir baba, sessizce yılların yükü altında eğiliyor.
Bir arı, hayatı boyunca balı kendisi için yapmıyor.
Kâinat hâlâ fedakârlık üzerine dönüyor.
Ama insan…
İnsan olmaktan yorulmuş gibi.
Belki de bu çağın en büyük ihtiyacı teknoloji değil;
yeniden vicdanlı insanlar.
Çünkü hakikat kaybolmaz.
Ama insan, ondan uzaklaştıkça içten içe eksilir.
Mustafa ŞİMŞEK
Ekleme
Tarihi: 23 Mayıs 2026 -Cumartesi
Hakikate Özlem
Bazı insanlar vardır…
Kalabalığın içinde yürürler ama içlerinde çoktan yıkılmış bir medeniyetin sessizliği dolaşır. Gözleri bugünü görür, fakat ruhları başka bir zamana ait gibidir. Çünkü insan bazen yaşadığı hayata değil, kaybettiği bir hakikate özlem duyar.
Dünya değişti.
İnsan kendini büyümüş sandı.
Binalar yükseldi, ekranlar çoğaldı, şehirler genişledi…
Ama aynı anda bir şey eksildi içimizden.
Vicdan daraldı.
Merhamet yoruldu.
İnsan, eşyaya hükmetmeyi öğrendi ama kendi ruhuna yabancılaştı.
Eskiden bir ağaç gölgesinde oturan bir insan, göğe bakıp düşünürdü.
Şimdi aynı göğün altında milyonlarca insan yaşıyor ama kimse başını kaldırıp bakmıyor.
Çünkü çağımızın asıl felaketi savaşlar değil;
insanın kendine yabancı hale gelmesidir.
Oysa hakikat hep gözümüzün önündeydi.
Bir nehir, durmadan akarken kendi için akmaz.
Güneş, yanarken sadece kendini tüketmez; başkasına ışık olur.
Toprak, üzerine basanı taşır ama kimseye kırılmaz.
Bir arı bile çiçeğe giderken yalnız kendini düşünmez.
Ama insan…
Aklı olduğu hâlde paylaşmayı unutur.
Çürüme tam da burada başlar.
İnsan kendini merkeze koyduğu an yalnızlaşır.
“Ben” büyüdükçe “biz” sessizce kaybolur.
Ekranlar artar, sohbetler azalır.
Sesler çoğalır, anlamlar eksilir.
Ve bir gün insan aynaya baktığında yüzünü değil, içindeki yorgunluğu görür.
Çünkü ruh…
Ruh akılla yaşayan bir şey değildir.
Bazen eski bir ezanın içinde nefes alır.
Bazen çocukluktan kalan bir yağmur kokusunda…
Bazen bir büyüğün sessiz bakışında…
Bazen gecenin ortasında sebepsiz çöken bir boşlukta…
Bu yüzden insan, neyi başarırsa başarsın tam anlamıyla doymaz.
Çünkü ruhun açlığını dünya gideremez.
İnsan biraz da kaybettiği cennetin özlemiyle yaşar.
Belki de bu yüzden bazı insanlar sebepsiz bir hüzün taşır içinde.
Anlatamadığı bir kırgınlıkla yürür.
Kalabalığa karışır ama hiçbir yere ait hissedemez.
Çünkü ruh, geldiği yeri unutmaz.
Eski masalların “Allah’tan başka kimse yoktu…” diye başlaması boşuna değildir.
O cümle, insanın büyüklüğünü değil; ne kadar aciz olduğunu hatırlatır.
Ne kadar yükselirse yükselsin, insanın varacağı yer bellidir:
bir avuç toprak.
Ve toprağın tuhaf bir asaleti vardır…
Her şeyi kabul eder ama hiçbir şeyle övünmez.
Şimdi etrafına bak.
Bir çiçek sessizce açıyor.
Bir bulut, kilometrelerce öteden kuruyan toprağa doğru ilerliyor.
Bir anne, ömrünü fark etmeden çocuğuna veriyor.
Bir baba, sessizce yılların yükü altında eğiliyor.
Bir arı, hayatı boyunca balı kendisi için yapmıyor.
Kâinat hâlâ fedakârlık üzerine dönüyor.
Ama insan…
İnsan olmaktan yorulmuş gibi.
Belki de bu çağın en büyük ihtiyacı teknoloji değil;
yeniden vicdanlı insanlar.
Çünkü hakikat kaybolmaz.
Ama insan, ondan uzaklaştıkça içten içe eksilir.
Mustafa ŞİMŞEK
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.