Bir insan düşün… Kalabalığın içinden geçiyor ama hiçbir yere tam ait hissedemiyor kendini. Sanki doğduğu zamana geç kalmış gibi. İçinde eski günlerden kalma ağır bir ses var; sustukça büyüyen, büyüdükçe insanı yoran bir ses.
Hayat değişiyor. Sokaklar değişiyor, insanlar değişiyor, diller bile başka bir şeye dönüşüyor. Eskiden uğruna mücadele edilen şeyler şimdi kolayca unutuluyor. İnsan bazen en çok da buna kırılıyor. Çünkü bir millet önce kelimelerini kaybediyor, sonra hafızasını.
Kimi insan hayatın içinde yorulur geçer gider. Ama bazıları yalnız kendi yükünü taşımaz. Geçmişin acıları da onların omzuna bırakılmış gibidir. Ne kadar yorulsalar da dimdik durmaya çalışırlar. Çünkü içten içe bilirler; eğilirlerse sadece kendileri düşmeyecek.
Bazen insan kendi memleketinde bile garip hisseder. Yürüdüğü sokak tanıdıktır ama ruhuna değmez artık. Ev dediğin şey duvar değil çünkü; insana ait olduğunu hissettiren iklimdir. O bozulunca insan doğduğu yerde bile misafir gibi kalıyor.
Eskiden insanlar aynı göğe bakıp benzer şeylere inanırdı. Şimdi herkes başka bir karanlığın içinde yürüyor sanki. Kalabalık çoğaldı ama insanın içindeki yalnızlık da büyüdü. Geceleri en çok da bu çöküyor insanın içine. Kimseye anlatılamayan o sessizlik…
Dünya artık daha sert bir yer. İnsanlar gülüyor ama içlerinde başka hesaplar taşıyor. Samimiyet azaldıkça güven de azalıyor. Bu yüzden birçok kişi konuşuyor ama kimse gerçekten anlaşılmış hissetmiyor.
Yine de insanı ayakta tutan bazı şeyler var. Çekilen acılar mesela… Her yara biraz değiştiriyor insanı. En çok kırıldığın yerde kendini tanımaya başlıyorsun bazen. Kolay hayat yaşayanlarla ateşin içinden geçenler aynı olmuyor.
Biz de eksilerek büyüdük biraz. Gördüklerimiz, kaybettiklerimiz, içimize attığımız şeyler değiştiriyor insanı. Ama insanın içinde küçücük de olsa bir kor kalıyorsa, tamamen karanlık olmuyor hiçbir şey.
Belki bazı ruhlar gerçekten yük taşımak için geliyor dünyaya. Fazla anlaşılmadan, fazla dinlenmeden… Ama yine de vazgeçmeden.
Ve günün sonunda insan kendine şunu soruyor: Bunca gürültünün içinde, içimizdeki hakikati ne kadar koruyabildik?
Mustafa ŞİMŞEK