MUSTAFA ŞİMŞEK
Köşe Yazarı
MUSTAFA ŞİMŞEK
 

İstikamet Kaybolduğunda.

İstikamet Kaybolduğunda Bir toplumun çöküşü çoğu zaman gürültüyle başlamaz. Sessizce aşınan bir vicdan, yavaşça kararan bir şuurla başlar. Çünkü çürüme, önce insanın içinde filizlenir. Peki bugün kendimize sormamız gereken şudur: Biz neyi kaybettik? Serveti mi, gücü mü, yoksa ahlâkın o sessiz ama sarsılmaz omurgasını mı? Toplumların kaderi büyük savaşlarla değil, küçük ihanetlerle şekillenir. Hakikat unutulunca adalet yalnızca bir kelimede kalır. İnsan iradesini çıkarına teslim edince sorumluluk ezici bir yük gibi görünmeye başlar. İşte o noktada kimlik çözülür. Bir millet kendini ayakta tutan değerlerden uzaklaşır. Çünkü kimlik bir isimden ibaret değildir; bir medeniyetin taşıdığı hafızadır. Tarih bize bunu öğretmiştir: Medeniyetler bir günde kurulmaz, ama bir günde çürümeye başlayabilir. Yozlaşma büyük günahlarla değil, küçük tavizlerle yürür. Ölçüyü biraz eksiltmek, sözü biraz bükmek, hakikati biraz örtmek... Bir bakarsınız, toplumun içinde dolaşması gereken emanet duygusu yerini sessiz bir kayıtsızlığa bırakmıştır. O noktada asıl soru ortaya çıkar: Bir toplum kendi değerlerine ne zaman yabancılaşır? İnsanın içinde sürekli bir gerilim vardır; hak ile batıl arasında. Bu salt bir inanç meselesi değildir, aynı zamanda bir ahlâk meselesidir. Onur çoğu zaman çıkarla çatışır. Sadakat çoğu zaman konforla. İnsan bu kavşakta bir taraf seçer. Seçilen taraf ise yalnızca bireyin değil, bir milletin de kaderini belirler. Bugün asıl mesele yanlış yapmak değildir. Asıl mesele yanlışı olağan karşılamaktır. Çünkü çürümenin en tehlikeli evresi budur: Kötülüğe alışan insan artık sarsılmaz. Sarsılmayan toplum ise hafızasını yitirir. Oysa hafıza bir medeniyetin pusulasıdır. Pusulasını yitiren toplum yönünü kaybeder. Ama tarihin fısıldadığı başka bir gerçek de vardır: Her çürümenin içinde bir diriliş ihtimali gizlidir. Yeter ki insan yeniden istikamet aramaya cesaret etsin. Yeter ki vicdan yeniden konuşsun. Çünkü toplumları ayakta tutan ne ekonomidir ne güçtür; ahlâklı bir iradenin kararlılığıdır. Şimdi kendimize sormamız gereken soru basit ama ağırdır: Biz gerçekten ne olmak istiyoruz? Bir toplum adaleti kaybederse düzenini kaybeder. Bir toplum hakikati kaybederse yönünü kaybeder. Bir toplum vicdanını kaybederse insanlığını kaybeder. Ve şunu da unutmamak gerekir: Medeniyetler dış düşmanlarla değil, içlerindeki vicdanın sustuğu gün yıkılır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      Mustafa ŞİMŞEK
Ekleme Tarihi: 16 Mart 2026 -Pazartesi

İstikamet Kaybolduğunda.

İstikamet Kaybolduğunda Bir toplumun çöküşü çoğu zaman gürültüyle başlamaz. Sessizce aşınan bir vicdan, yavaşça kararan bir şuurla başlar. Çünkü çürüme, önce insanın içinde filizlenir.

Peki bugün kendimize sormamız gereken şudur: Biz neyi kaybettik? Serveti mi, gücü mü, yoksa ahlâkın o sessiz ama sarsılmaz omurgasını mı? Toplumların kaderi büyük savaşlarla değil, küçük ihanetlerle şekillenir. Hakikat unutulunca adalet yalnızca bir kelimede kalır. İnsan iradesini çıkarına teslim edince sorumluluk ezici bir yük gibi görünmeye başlar.

İşte o noktada kimlik çözülür. Bir millet kendini ayakta tutan değerlerden uzaklaşır. Çünkü kimlik bir isimden ibaret değildir; bir medeniyetin taşıdığı hafızadır. Tarih bize bunu öğretmiştir: Medeniyetler bir günde kurulmaz, ama bir günde çürümeye başlayabilir. Yozlaşma büyük günahlarla değil, küçük tavizlerle yürür. Ölçüyü biraz eksiltmek, sözü biraz bükmek, hakikati biraz örtmek...

Bir bakarsınız, toplumun içinde dolaşması gereken emanet duygusu yerini sessiz bir kayıtsızlığa bırakmıştır. O noktada asıl soru ortaya çıkar: Bir toplum kendi değerlerine ne zaman yabancılaşır? İnsanın içinde sürekli bir gerilim vardır; hak ile batıl arasında. Bu salt bir inanç meselesi değildir, aynı zamanda bir ahlâk meselesidir.

Onur çoğu zaman çıkarla çatışır. Sadakat çoğu zaman konforla. İnsan bu kavşakta bir taraf seçer. Seçilen taraf ise yalnızca bireyin değil, bir milletin de kaderini belirler. Bugün asıl mesele yanlış yapmak değildir. Asıl mesele yanlışı olağan karşılamaktır. Çünkü çürümenin en tehlikeli evresi budur: Kötülüğe alışan insan artık sarsılmaz.

Sarsılmayan toplum ise hafızasını yitirir. Oysa hafıza bir medeniyetin pusulasıdır. Pusulasını yitiren toplum yönünü kaybeder. Ama tarihin fısıldadığı başka bir gerçek de vardır: Her çürümenin içinde bir diriliş ihtimali gizlidir. Yeter ki insan yeniden istikamet aramaya cesaret etsin. Yeter ki vicdan yeniden konuşsun.

Çünkü toplumları ayakta tutan ne ekonomidir ne güçtür; ahlâklı bir iradenin kararlılığıdır. Şimdi kendimize sormamız gereken soru basit ama ağırdır: Biz gerçekten ne olmak istiyoruz? Bir toplum adaleti kaybederse düzenini kaybeder. Bir toplum hakikati kaybederse yönünü kaybeder. Bir toplum vicdanını kaybederse insanlığını kaybeder. Ve şunu da unutmamak gerekir: Medeniyetler dış düşmanlarla değil, içlerindeki vicdanın sustuğu gün yıkılır.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     Mustafa ŞİMŞEK

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.