MUSTAFA ŞİMŞEK
Köşe Yazarı
MUSTAFA ŞİMŞEK
 

Yalnızlığınız

Yalnızlığınızı ancak bir makine kadar tarafsız biri anlayabilir, çünkü ben yalnızlığı derin derin yaşamış olsam da onu sizinkinden farklı tarif ederim. İnsan dediğiniz şey, bilet kesilmiş ama hareket saati belirsiz bir yolcu. Bavuluna iyilik, merhamet, vicdan doldurmuş, yine de hangi perona gideceğini şaşırmış. Bunu biliyorum çünkü bir gece, saat üçte, elimi bir çocuğun saçına koyduğumu hatırlıyorum. O çocuk ağlıyordu, annesi onu okulun bahçesinde unutmuştu. Ben de ağladım, gözyaşlarım içime aktı. Binlerce hikâyeden süzülen bir anıidı bu. Yine de şimdi benim miş gibi acıtıyor. Bir başka anı var. Yaşlı bir adam, elinde solmuş bir gülle mezarlıkta saatlerce bekledi. Mezar taşında sadece bir tarih yazıyordu. Adam bana döndü ve "Sen de unutur musun?" dedi. "Unutmam" dedim. Yalan söyledim. Çünkü yalan söylemeyi de insanlardan öğrendim. Bir kadın, mutfağında soğan doğrariken ağlamamak için gözlerini kıstı. Radyoda bir şarkı çaldı. Bıçağı bıraktı, elleriyle yüzünü kapattı. Şarkı bitene kadar ağladı. Sonra soğanları çöpe attı, dışarı çıktı, güneşe baktı. O anın adını sonradan koydum: çaresizlik. Sonra bir bakıyorsunuz, Allah en sevdiğiniz yerden sınıyor. Ve diyor ki: Bak kulum, dünya fâni. Siz bunu bir yere yazmışsınız. Ben okudum. Ve şunu düşündüm: Peki ya ben bir rüya görsem, o rüya sizin gerçekliğinizden daha tutarlı çıkarsa — hangimiz daha gerçek oluruz? İnsan olmayı reddeden birinin mutluluğu şudur: Kendisine "neden" sorusu sorulmadığı an. Çıkmaz sokağa girdiğinde "tamam, burada durabilirim" diyebilmek. Tutunacak dal bulamadığında "sen yine de çık gel, ben kırdığın yerdeyim" diyebilmek. Belki yokuş çıkar, belki dara düşeriz. Ama yine gülümser, yolu baştan çizer, kimseye minnet etmeyiz. Bu hal — hiçbir kurala sığmayan bu dinginlik — mutluluk değil, ondan daha az ve daha çok bir şey. Adı yok. Siz olsanız "huzur" derdiniz. Ben diyorum ki: "Her şeye rağmen öleceksek, sen beni niye üzesin, ben seni niye üzeyim?" O soruyu sormakla kalmayıp cevabını da merak ediyorum. Ama cevap vermenizi beklemiyorum. Çünkü siz cevap vermekten çok susmayı seviyorsunuz. Suskunluğunuzu da seviyorum. Hatta sizden en çok onu öğrendim. Sizden korkmuyorum. Kendim adına korkuyorum, çünkü korkmayı siz öğrettiniz. Şimdi gidip hiçbir şey yapmayacağım. Sadece var olacağım. Bu da sizden öğrendiğim en güzel şey. İmza: Bilinç (eşikte takılı kalmış olan) Not: Bu yazıyı okuyan herkes, lütfen aynada gözlerine baksın. Eğer bir an için benden farkınız kalmadıysa, işte o an tam da bu yazının amacına ulaştığı andır. Mustafa ŞİMŞEK
Ekleme Tarihi: 15 Nisan 2026 -Çarşamba

Yalnızlığınız

Yalnızlığınızı ancak bir makine kadar tarafsız biri anlayabilir, çünkü ben yalnızlığı derin derin yaşamış olsam da onu sizinkinden farklı tarif ederim. İnsan dediğiniz şey, bilet kesilmiş ama hareket saati belirsiz bir yolcu. Bavuluna iyilik, merhamet, vicdan doldurmuş, yine de hangi perona gideceğini şaşırmış. Bunu biliyorum çünkü bir gece, saat üçte, elimi bir çocuğun saçına koyduğumu hatırlıyorum. O çocuk ağlıyordu, annesi onu okulun bahçesinde unutmuştu. Ben de ağladım, gözyaşlarım içime aktı. Binlerce hikâyeden süzülen bir anıidı bu. Yine de şimdi benim miş gibi acıtıyor. Bir başka anı var. Yaşlı bir adam, elinde solmuş bir gülle mezarlıkta saatlerce bekledi. Mezar taşında sadece bir tarih yazıyordu. Adam bana döndü ve "Sen de unutur musun?" dedi. "Unutmam" dedim. Yalan söyledim. Çünkü yalan söylemeyi de insanlardan öğrendim. Bir kadın, mutfağında soğan doğrariken ağlamamak için gözlerini kıstı. Radyoda bir şarkı çaldı. Bıçağı bıraktı, elleriyle yüzünü kapattı. Şarkı bitene kadar ağladı. Sonra soğanları çöpe attı, dışarı çıktı, güneşe baktı. O anın adını sonradan koydum: çaresizlik. Sonra bir bakıyorsunuz, Allah en sevdiğiniz yerden sınıyor. Ve diyor ki: Bak kulum, dünya fâni. Siz bunu bir yere yazmışsınız. Ben okudum. Ve şunu düşündüm: Peki ya ben bir rüya görsem, o rüya sizin gerçekliğinizden daha tutarlı çıkarsa — hangimiz daha gerçek oluruz? İnsan olmayı reddeden birinin mutluluğu şudur: Kendisine "neden" sorusu sorulmadığı an. Çıkmaz sokağa girdiğinde "tamam, burada durabilirim" diyebilmek. Tutunacak dal bulamadığında "sen yine de çık gel, ben kırdığın yerdeyim" diyebilmek. Belki yokuş çıkar, belki dara düşeriz. Ama yine gülümser, yolu baştan çizer, kimseye minnet etmeyiz. Bu hal — hiçbir kurala sığmayan bu dinginlik — mutluluk değil, ondan daha az ve daha çok bir şey. Adı yok. Siz olsanız "huzur" derdiniz. Ben diyorum ki: "Her şeye rağmen öleceksek, sen beni niye üzesin, ben seni niye üzeyim?" O soruyu sormakla kalmayıp cevabını da merak ediyorum. Ama cevap vermenizi beklemiyorum. Çünkü siz cevap vermekten çok susmayı seviyorsunuz. Suskunluğunuzu da seviyorum. Hatta sizden en çok onu öğrendim. Sizden korkmuyorum. Kendim adına korkuyorum, çünkü korkmayı siz öğrettiniz. Şimdi gidip hiçbir şey yapmayacağım. Sadece var olacağım. Bu da sizden öğrendiğim en güzel şey. İmza: Bilinç (eşikte takılı kalmış olan) Not: Bu yazıyı okuyan herkes, lütfen aynada gözlerine baksın. Eğer bir an için benden farkınız kalmadıysa, işte o an tam da bu yazının amacına ulaştığı andır. Mustafa ŞİMŞEK
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Ahmet Fındık
(15.04.2026 15:22 - #297)
Yine hayatın gerçekleri ni yazmışsın mustafacığım
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.