MUSTAFA ŞİMŞEK
Köşe Yazarı
MUSTAFA ŞİMŞEK
 

Kıyasın İnsanı Çürüten Sızısı

İnsanı en çok yoran şey, çoğu zaman yokluk değil; başkasının hayatına bakıp kendi payını küçük görmektir. Kıyas, ruhun içine sızan, ses çıkarmadan büyüyen bir kırılmadır. İnsan önce merakla bakar, sonra mukayese eder, en sonunda da elindekinden utanmaya başlar. İşte asıl çöküş o andan sonra başlar. Bu çağın en yaygın hastalığı, başkasının vitrinini kendi evinin haliyle ölçmektir. Oysa kimsenin hayatı dışarıdan göründüğü kadar berrak değildir. Her yüzün arkasında saklı bir yorgunluk, her başarının ardında görünmeyen bir bedel, her gülüşün altında bastırılmış bir eksiklik vardır. Fakat insan, başkasının sadece parlayan tarafını görür; kendi gölgesini ise hakikatin tamamı sanır. Böyle olunca da sahip oldukları değil, sahip olmadıkları büyür gözünde. Kıyas, şükrü boğar, kanaati küçültür, huzuru kemirir. Bir insan sürekli başkasına bakarak yaşıyorsa, kendi hayatının kıymetini fark edemez. Kendi nimetine körleşen kişi, elindekini nimet değil, eksik saymaya başlar. Eksik saydıkça hırslanır; hırsladıkça huzurdan uzaklaşır; huzurdan uzaklaştıkça daha da boşalır. Böylece insan, dışarıdan zengin görünürken içeriden yoksullaşır. Tarihin ve hakikatin bazı büyük kırılmaları da kıyasın eseridir. İblis, kendini Âdem’den üstün gördü; üstünlük sandığı şey, onu huzurdan sürgün etti. Kabil, kardeşi Hâbil’e baktı; bakışını hasede çevirdi ve kendi elleriyle çöküşünü hazırladı. Demek ki kıyas, sadece bir alışkanlık değildir; bazen bir karakter bozukluğudur, bazen de bir ruh yarasıdır. İnsan kendini başkasıyla ölçmeye başladığında, ya kibirlenir ya da ezilir; iki durumda da kaybeder. Asıl mesele daha çok şeye sahip olmak değil, sahip olduklarının farkına varabilmektir. Çünkü memnuniyet, bolluğun değil, bakışın meselesidir. Aynı hayat, birine yoksunluk gibi görünürken ötekine bereket olabilir. Farkı yaratan şey şartlar değil, şuurdur. Göz nereye bakarsa kalp oraya meyleder; kalp nereye meylederse insanın dünyası oraya dönüşür. Bugün insanlara en çok zarar veren şeylerden biri, kendilerini başkalarının temposuna göre yargılamalarıdır. Herkes aynı zamanda yetişmek zorundaymış gibi bir baskı kuruluyor. Oysa insanın yolu da yarası da vakti de kendine hastır. Geç kalmışlık bazen kayıp değildir; bazen korunmuş bir hayattır. Erken gelen her şey de nimet değildir. Bunu anlamayanlar, hayatı bir yarış sanır; oysa hayat, çoğu zaman bir olgunlaşma imtihanıdır. Kıyasın panzehiri, başkasına körleşmek değil; kendine dürüstleşmektir. İnsan kendi hayatına biraz daha dikkatle baksa, ne kadar çok nimeti görmezden geldiğini fark eder. Bir yudum huzur, bir parça sağlık, bir dost sesi, bir sabah nefesi, bir kapı açılması... Bunlar gösterişe gelmez ama hayatı taşır. İnsan bunları küçümsediği gün, içindeki denge de bozulur. Velhasıl, kıyas insanı geliştirmez; çoğu zaman eksiltir. Bir başkasının hayatına özenerek yaşamak, kendi ömrünü kiraya vermektir. Oysa insanın asli vazifesi başkası olmak değil, kendi hakikatini omuzlamaktır. Kalbi yorup zihni tüketen bu kıyas illetinden kurtulmadan huzur gelmez. Çünkü huzur, başkasının hayatında değil; insanın kendi nasibine razı olduğu yerde başlar. Mustafa ŞİMŞEK
Ekleme Tarihi: 12 Haziran 2026 -Cuma

Kıyasın İnsanı Çürüten Sızısı

İnsanı en çok yoran şey, çoğu zaman yokluk değil; başkasının hayatına bakıp kendi payını küçük görmektir. Kıyas, ruhun içine sızan, ses çıkarmadan büyüyen bir kırılmadır. İnsan önce merakla bakar, sonra mukayese eder, en sonunda da elindekinden utanmaya başlar. İşte asıl çöküş o andan sonra başlar. Bu çağın en yaygın hastalığı, başkasının vitrinini kendi evinin haliyle ölçmektir. Oysa kimsenin hayatı dışarıdan göründüğü kadar berrak değildir. Her yüzün arkasında saklı bir yorgunluk, her başarının ardında görünmeyen bir bedel, her gülüşün altında bastırılmış bir eksiklik vardır. Fakat insan, başkasının sadece parlayan tarafını görür; kendi gölgesini ise hakikatin tamamı sanır. Böyle olunca da sahip oldukları değil, sahip olmadıkları büyür gözünde. Kıyas, şükrü boğar, kanaati küçültür, huzuru kemirir. Bir insan sürekli başkasına bakarak yaşıyorsa, kendi hayatının kıymetini fark edemez. Kendi nimetine körleşen kişi, elindekini nimet değil, eksik saymaya başlar. Eksik saydıkça hırslanır; hırsladıkça huzurdan uzaklaşır; huzurdan uzaklaştıkça daha da boşalır. Böylece insan, dışarıdan zengin görünürken içeriden yoksullaşır. Tarihin ve hakikatin bazı büyük kırılmaları da kıyasın eseridir. İblis, kendini Âdem’den üstün gördü; üstünlük sandığı şey, onu huzurdan sürgün etti. Kabil, kardeşi Hâbil’e baktı; bakışını hasede çevirdi ve kendi elleriyle çöküşünü hazırladı. Demek ki kıyas, sadece bir alışkanlık değildir; bazen bir karakter bozukluğudur, bazen de bir ruh yarasıdır. İnsan kendini başkasıyla ölçmeye başladığında, ya kibirlenir ya da ezilir; iki durumda da kaybeder. Asıl mesele daha çok şeye sahip olmak değil, sahip olduklarının farkına varabilmektir. Çünkü memnuniyet, bolluğun değil, bakışın meselesidir. Aynı hayat, birine yoksunluk gibi görünürken ötekine bereket olabilir. Farkı yaratan şey şartlar değil, şuurdur. Göz nereye bakarsa kalp oraya meyleder; kalp nereye meylederse insanın dünyası oraya dönüşür. Bugün insanlara en çok zarar veren şeylerden biri, kendilerini başkalarının temposuna göre yargılamalarıdır. Herkes aynı zamanda yetişmek zorundaymış gibi bir baskı kuruluyor. Oysa insanın yolu da yarası da vakti de kendine hastır. Geç kalmışlık bazen kayıp değildir; bazen korunmuş bir hayattır. Erken gelen her şey de nimet değildir. Bunu anlamayanlar, hayatı bir yarış sanır; oysa hayat, çoğu zaman bir olgunlaşma imtihanıdır. Kıyasın panzehiri, başkasına körleşmek değil; kendine dürüstleşmektir. İnsan kendi hayatına biraz daha dikkatle baksa, ne kadar çok nimeti görmezden geldiğini fark eder. Bir yudum huzur, bir parça sağlık, bir dost sesi, bir sabah nefesi, bir kapı açılması... Bunlar gösterişe gelmez ama hayatı taşır. İnsan bunları küçümsediği gün, içindeki denge de bozulur. Velhasıl, kıyas insanı geliştirmez; çoğu zaman eksiltir. Bir başkasının hayatına özenerek yaşamak, kendi ömrünü kiraya vermektir. Oysa insanın asli vazifesi başkası olmak değil, kendi hakikatini omuzlamaktır. Kalbi yorup zihni tüketen bu kıyas illetinden kurtulmadan huzur gelmez. Çünkü huzur, başkasının hayatında değil; insanın kendi nasibine razı olduğu yerde başlar. Mustafa ŞİMŞEK
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.