Anasayfa
Yazarlar
MUSTAFA ŞİMŞEK
Yazı Detayı
Bu yazı 106 kez okundu.
Doğru mu, yalan mı?
Hayatta bazı insanlar kazanmak için konuşur, bazılarıysa yaşamak için susar. İlk bakışta kazananlar daha gürültülüdür; cümleleri keskin, iddiaları büyük, vaatleri parlaktır. Ama zaman, en büyük hakemdir. Çünkü zaman geçince süsler dökülür, maskeler gevşer, sözün içindeki boşluk görünür hale gelir. Yalan, kısa vadede kalabalık toplar; doğru ise çoğu zaman yalnız yürür. Fakat sonunda, yalnız yürüyenlerin ayak izi daha derin kalır.
Bugün insan ilişkilerinde en çok kaybedilen şey, belki de haklı çıkmak değil, itibardır. Çünkü artık herkesin bir fikri, bir görüntüsü, bir çevrimiçi sesi var; ama az kişinin bir ağırlığı var. İnsan, kendini ne kadar yüksekten anlatırsa anlatsın, hayat onun sesini değil, karakterini kayda geçirir. Birinin sizi alkışlaması, sizi doğru yapmaz. Birinin size inanması da sizi haklı kılmaz. Hakikat, kalabalığın oyuna gelmez; o, ancak zamanın sert yüzünde anlaşılır.
Bazen insanlar, değeri yanlış yerde arar. Birine gereğinden fazla anlam yükler, bir sözden bütün bir hayat çıkarır, bir tebessümü kader sanır. Oysa insanı tanımanın en kısa yolu, zor zamanda nasıl davrandığına bakmaktır. Güzel günlerde herkes zariftir; asıl mesele, menfaatin sesi yükseldiğinde kimliğin ayakta kalıp kalmadığıdır. Çünkü karakter, en çok çıkarın gölgesinde belli olur.
Şunu da unutmamak gerekir: Kimi kayıplar, aslında geç kalmış bir kurtuluş olabilir. Her insanın hayatında, “iyi ki” dediği kırılmalar vardır. Bazen bir kapının kapanması, daha büyük bir aldanışın önüne geçer. Bazen bir dostun uzaklaşması, asıl yakınlığın kimde olduğunu öğretir. Ve bazen insan, çok şey verdiğini sandığı yerde aslında kendinden eksiltmiştir. İşte o an gelir; uzun süre fark etmediğiniz gerçek, bir anda bütün çıplaklığıyla önünüze düşer.
İnsanların size biçtiği değerden çok, sizin kendinize biçtiğiniz değer önemlidir. Çünkü başkalarının terazisi şaşar; insanın kendi vicdanıysa uzun vadede susmaz. Kişi, neyi savunduğuyla değil sadece, neyi çiğnemediğiyle de ölçülür. Yalanla kurulan düzenin ömrü kısadır; doğrularla yaşamak ise bazen ağırdır ama temizdir. Ve temiz bir hayat, gösterişli bir hayattan daha az yorucudur.
Belki de en büyük olgunluk, herkese cevap vermeyi bırakmaktır. Her sözün peşinden koşmamak, her haksızlığı büyütmemek, her aldanışı kişisel bir savaş sanmamak… İnsan belli bir yaştan sonra şunu öğreniyor: bazılarına anlatmak yerine, uzaklaşmak gerekir. Çünkü herkes anlamak istemez; kimi sadece kendi sesini duymak ister. O noktada susmak, yenilgi değil, ferahlıktır.
Sonunda geriye şu sade gerçek kalır: Yalanla kazanılan şey, sahibini büyütmez. Doğrularla kaybedilen şey ise insanı küçültmez. Tam tersine, onu kendi içinde daha sağlam bir yere taşır. Çünkü bazı kayıplar insanı eksiltmez; arıtır. Ve insanın asıl şerefi, herkes alkışlarken ayakta kalması değil, kimse kalmamışken de yüzünü kara çıkarmamasıdır.
Mustafa ŞİMŞEK
Ekleme
Tarihi: 27 Haziran 2026 -Cumartesi
Doğru mu, yalan mı?
Hayatta bazı insanlar kazanmak için konuşur, bazılarıysa yaşamak için susar. İlk bakışta kazananlar daha gürültülüdür; cümleleri keskin, iddiaları büyük, vaatleri parlaktır. Ama zaman, en büyük hakemdir. Çünkü zaman geçince süsler dökülür, maskeler gevşer, sözün içindeki boşluk görünür hale gelir. Yalan, kısa vadede kalabalık toplar; doğru ise çoğu zaman yalnız yürür. Fakat sonunda, yalnız yürüyenlerin ayak izi daha derin kalır.
Bugün insan ilişkilerinde en çok kaybedilen şey, belki de haklı çıkmak değil, itibardır. Çünkü artık herkesin bir fikri, bir görüntüsü, bir çevrimiçi sesi var; ama az kişinin bir ağırlığı var. İnsan, kendini ne kadar yüksekten anlatırsa anlatsın, hayat onun sesini değil, karakterini kayda geçirir. Birinin sizi alkışlaması, sizi doğru yapmaz. Birinin size inanması da sizi haklı kılmaz. Hakikat, kalabalığın oyuna gelmez; o, ancak zamanın sert yüzünde anlaşılır.
Bazen insanlar, değeri yanlış yerde arar. Birine gereğinden fazla anlam yükler, bir sözden bütün bir hayat çıkarır, bir tebessümü kader sanır. Oysa insanı tanımanın en kısa yolu, zor zamanda nasıl davrandığına bakmaktır. Güzel günlerde herkes zariftir; asıl mesele, menfaatin sesi yükseldiğinde kimliğin ayakta kalıp kalmadığıdır. Çünkü karakter, en çok çıkarın gölgesinde belli olur.
Şunu da unutmamak gerekir: Kimi kayıplar, aslında geç kalmış bir kurtuluş olabilir. Her insanın hayatında, “iyi ki” dediği kırılmalar vardır. Bazen bir kapının kapanması, daha büyük bir aldanışın önüne geçer. Bazen bir dostun uzaklaşması, asıl yakınlığın kimde olduğunu öğretir. Ve bazen insan, çok şey verdiğini sandığı yerde aslında kendinden eksiltmiştir. İşte o an gelir; uzun süre fark etmediğiniz gerçek, bir anda bütün çıplaklığıyla önünüze düşer.
İnsanların size biçtiği değerden çok, sizin kendinize biçtiğiniz değer önemlidir. Çünkü başkalarının terazisi şaşar; insanın kendi vicdanıysa uzun vadede susmaz. Kişi, neyi savunduğuyla değil sadece, neyi çiğnemediğiyle de ölçülür. Yalanla kurulan düzenin ömrü kısadır; doğrularla yaşamak ise bazen ağırdır ama temizdir. Ve temiz bir hayat, gösterişli bir hayattan daha az yorucudur.
Belki de en büyük olgunluk, herkese cevap vermeyi bırakmaktır. Her sözün peşinden koşmamak, her haksızlığı büyütmemek, her aldanışı kişisel bir savaş sanmamak… İnsan belli bir yaştan sonra şunu öğreniyor: bazılarına anlatmak yerine, uzaklaşmak gerekir. Çünkü herkes anlamak istemez; kimi sadece kendi sesini duymak ister. O noktada susmak, yenilgi değil, ferahlıktır.
Sonunda geriye şu sade gerçek kalır: Yalanla kazanılan şey, sahibini büyütmez. Doğrularla kaybedilen şey ise insanı küçültmez. Tam tersine, onu kendi içinde daha sağlam bir yere taşır. Çünkü bazı kayıplar insanı eksiltmez; arıtır. Ve insanın asıl şerefi, herkes alkışlarken ayakta kalması değil, kimse kalmamışken de yüzünü kara çıkarmamasıdır.
Mustafa ŞİMŞEK
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.