Anasayfa
Yazarlar
MUSTAFA ŞİMŞEK
Yazı Detayı
Bu yazı 137 kez okundu.
Hatanın Ötesi, Sessiz Mahkeme
Herkes hata yapar. Bu, insan olmanın en yalın ve en tartışmasız gerçeğidir. Yanılmak, eksik görmek, aceleyle hüküm vermek… Bunlar hayatın içindeki kırılgan duraklardır. Ama asıl mesele hata yapmak değildir; asıl mesele, o hatanın içinde ısrar ederek kendini inkâr etmektir. Çünkü hata bir andır, geçer. Fakat karakter, o anın içinden doğar ve ömür boyu seninle yürür.
İnsan bazen yanlışını bilir, hatta içten içe onun ağırlığını taşır; ama gurur, en sinsi perdeyi indirir gözlerine. O perde kapandığında hakikat görünmez olur. İşte o zaman kişi, yaptığı hatanın değil, taşıdığı kibrin esiri olur. Oysa hayat, kibri affetmez. Zaman, en büyük terazidir ve kimseyi kayırmaz.
Bir gün anlarsın…
Ne makam kalır geriye, ne servet, ne de alkışların geçici sarhoşluğu. Bugün sırtında taşıdığın unvanlar, yarın bir mezar taşının sessizliğinde erir. Omuzlarında büyüttüğün kibir, toprağın altında bir anlam ifade etmez. Çünkü yerin üstünde sultan olsan da, yerin altında sadece bir avuç topraksın. Ve toprak, kim olduğunu değil; ne olduğunu kabul eder.
İnsan, karşısındakine verdiği değerle kendini ele verir. Birine nasıl davrandığın, aslında kim olduğunun en açık ifadesidir. Seni yok sayanı yüceltmek, kendine haksızlıktır. Seni eksilteni tamamlamaya çalışmak, kendi değerini inkâr etmektir. Hayatın en sade ama en zor dersi şudur: İnsan, karşısındakini olduğu yere koyabildiği kadar olgundur. Ne bir adım yukarı, ne bir adım aşağı… Çünkü denge, insanın kendine duyduğu saygının en görünür halidir.
Unutma…
En ağır özür, hiç dile gelmeyendir. Söylenmeyen “üzgünüm”, yıllar geçse de içte çürür. En derin pişmanlık ise geri dönülemeyen zamanda büyür; insanın içine yerleşir, sessiz ama yakıcı bir yük olur. Ve bazı kayıplar vardır ki; toprağa değil, vicdana gömülür. İşte onlar, en çok yaşayanları yaralar.
Gün gelir, herkes yaptığının hesabını verir. Kimi bir mahkeme salonunda, kimi hayatın sert yüzünde, kimi de gecenin en sessiz anında kendi vicdanıyla baş başa kaldığında… İnsan kendinden kaçamaz. Kalabalıklar sustuğunda, alkışlar dindiğinde, geriye sadece iç ses kalır. Ve o ses, en doğru hükmü verir.
Çünkü hayatın değişmeyen bir kanunu vardır: İyilik de döner sahibini bulur, kötülük de. Belki hemen değil, belki herkesin gözü önünde değil… Ama mutlaka. Hayat, geciken ama şaşmayan bir adaletle işler.
Ve sonunda geriye tek bir gerçek kalır:
İnsan, başkasına yaptığıyla değil; kendine yakıştırdığıyla yaşar. Kendi vicdanında hangi yeri seçtiyse, hayat onu orada karşılar. Çünkü insanın asıl hikâyesi, başkalarının gördüğü değil; kendi içinde sakladığıdır.
Mustafa ŞİMŞEK
Ekleme
Tarihi: 27 Temmuz 2026 -Pazartesi
Hatanın Ötesi, Sessiz Mahkeme
Herkes hata yapar. Bu, insan olmanın en yalın ve en tartışmasız gerçeğidir. Yanılmak, eksik görmek, aceleyle hüküm vermek… Bunlar hayatın içindeki kırılgan duraklardır. Ama asıl mesele hata yapmak değildir; asıl mesele, o hatanın içinde ısrar ederek kendini inkâr etmektir. Çünkü hata bir andır, geçer. Fakat karakter, o anın içinden doğar ve ömür boyu seninle yürür.
İnsan bazen yanlışını bilir, hatta içten içe onun ağırlığını taşır; ama gurur, en sinsi perdeyi indirir gözlerine. O perde kapandığında hakikat görünmez olur. İşte o zaman kişi, yaptığı hatanın değil, taşıdığı kibrin esiri olur. Oysa hayat, kibri affetmez. Zaman, en büyük terazidir ve kimseyi kayırmaz.
Bir gün anlarsın…
Ne makam kalır geriye, ne servet, ne de alkışların geçici sarhoşluğu. Bugün sırtında taşıdığın unvanlar, yarın bir mezar taşının sessizliğinde erir. Omuzlarında büyüttüğün kibir, toprağın altında bir anlam ifade etmez. Çünkü yerin üstünde sultan olsan da, yerin altında sadece bir avuç topraksın. Ve toprak, kim olduğunu değil; ne olduğunu kabul eder.
İnsan, karşısındakine verdiği değerle kendini ele verir. Birine nasıl davrandığın, aslında kim olduğunun en açık ifadesidir. Seni yok sayanı yüceltmek, kendine haksızlıktır. Seni eksilteni tamamlamaya çalışmak, kendi değerini inkâr etmektir. Hayatın en sade ama en zor dersi şudur: İnsan, karşısındakini olduğu yere koyabildiği kadar olgundur. Ne bir adım yukarı, ne bir adım aşağı… Çünkü denge, insanın kendine duyduğu saygının en görünür halidir.
Unutma…
En ağır özür, hiç dile gelmeyendir. Söylenmeyen “üzgünüm”, yıllar geçse de içte çürür. En derin pişmanlık ise geri dönülemeyen zamanda büyür; insanın içine yerleşir, sessiz ama yakıcı bir yük olur. Ve bazı kayıplar vardır ki; toprağa değil, vicdana gömülür. İşte onlar, en çok yaşayanları yaralar.
Gün gelir, herkes yaptığının hesabını verir. Kimi bir mahkeme salonunda, kimi hayatın sert yüzünde, kimi de gecenin en sessiz anında kendi vicdanıyla baş başa kaldığında… İnsan kendinden kaçamaz. Kalabalıklar sustuğunda, alkışlar dindiğinde, geriye sadece iç ses kalır. Ve o ses, en doğru hükmü verir.
Çünkü hayatın değişmeyen bir kanunu vardır: İyilik de döner sahibini bulur, kötülük de. Belki hemen değil, belki herkesin gözü önünde değil… Ama mutlaka. Hayat, geciken ama şaşmayan bir adaletle işler.
Ve sonunda geriye tek bir gerçek kalır:
İnsan, başkasına yaptığıyla değil; kendine yakıştırdığıyla yaşar. Kendi vicdanında hangi yeri seçtiyse, hayat onu orada karşılar. Çünkü insanın asıl hikâyesi, başkalarının gördüğü değil; kendi içinde sakladığıdır.
Mustafa ŞİMŞEK
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.