MUSTAFA ŞİMŞEK
Köşe Yazarı
MUSTAFA ŞİMŞEK
 

Sabır mı, Sessizlik mi?

Hayatın en derin yanılgılarından biri, sabrı susmakla karıştırmaktır. Oysa sabır, her şeye boyun eğmek değil; insanın içindeki öfkeyi aklının terazisinde tartabilmesidir. Susmak her zaman erdem değildir. Bazen suskunluk, kötülüğün en güvenli sığınağına dönüşür. Uzun zamandır iyi insanlara aynı nasihati veriyoruz: “Sabret… Boş ver… İdare et… Zamanla geçer…” Peki ya kötülüğe ne söylüyoruz? Çoğu zaman hiçbir şey. İşte çürüme tam da burada başlar. Çünkü kötülük, karşısında direnç görmediğinde büyür. Haksızlık, ilk cesaretini sessizlikten alır. Zulüm ise en çok iyi insanların suskunluğunda kök salar. Nitekim boşuna söylenmemiştir: “Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır.” Bu söz, sadece bir uyarı değil; insanın vicdanına tutulmuş bir aynadır. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur: Hiçbir zalim tek başına güçlenmemiştir. Ona alan açanlar, görmezden gelenler, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenler olmuştur. Oysa sabır, hakikatten vazgeçmek değildir. Merhamet, adaleti terk etmek hiç değildir. Affetmek ise kötülüğü ödüllendirmek anlamına gelmez. İnsan onuru, gerektiğinde “Hayır” diyebilme cesaretinde saklıdır. İnsan sadece söyledikleriyle değil, sustuklarıyla da kendini ele verir. Yanlış karşısında susan biri, zamanla doğrunun yanında konuşma hakkını da yitirir. Çünkü vicdan, sürekli ertelenmeyi kaldırmaz; bir gün mutlaka hesap sorar. Bugünün en büyük sorunu cehalet değil, cesaretsizliktir. Herkes neyin doğru olduğunu biliyor; fakat çok az kişi o doğrunun bedelini ödemeye razı. Asıl eksik olan bilgi değil, omurgadır. Unutulmamalı: Kötülük karşısında susmak nezaket değildir, iyi niyet değildir, olgunluk hiç değildir. Gerçek olgunluk, öfkeye teslim olmadan yanlışa “yanlış” diyebilmektir. Çünkü haysiyet, alkış uğruna eğilenlerin değil; gerektiğinde yalnız kalmayı göze alabilenlerin omuzlarında yükselir. Ve insanın ardından kalan şey ne serveti ne makamıdır… Geride kalan, hangi an sustuğu ve hangi an dimdik durabildiğidir. Haysiyet; yere serilen bir paspas değil, insanın başını dik tutan görünmez bir taçtır. Mustafa ŞİMŞEK
Ekleme Tarihi: 31 Temmuz 2026 -Cuma

Sabır mı, Sessizlik mi?

Hayatın en derin yanılgılarından biri, sabrı susmakla karıştırmaktır. Oysa sabır, her şeye boyun eğmek değil; insanın içindeki öfkeyi aklının terazisinde tartabilmesidir. Susmak her zaman erdem değildir. Bazen suskunluk, kötülüğün en güvenli sığınağına dönüşür. Uzun zamandır iyi insanlara aynı nasihati veriyoruz: “Sabret… Boş ver… İdare et… Zamanla geçer…” Peki ya kötülüğe ne söylüyoruz? Çoğu zaman hiçbir şey. İşte çürüme tam da burada başlar. Çünkü kötülük, karşısında direnç görmediğinde büyür. Haksızlık, ilk cesaretini sessizlikten alır. Zulüm ise en çok iyi insanların suskunluğunda kök salar. Nitekim boşuna söylenmemiştir: “Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır.” Bu söz, sadece bir uyarı değil; insanın vicdanına tutulmuş bir aynadır. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur: Hiçbir zalim tek başına güçlenmemiştir. Ona alan açanlar, görmezden gelenler, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenler olmuştur. Oysa sabır, hakikatten vazgeçmek değildir. Merhamet, adaleti terk etmek hiç değildir. Affetmek ise kötülüğü ödüllendirmek anlamına gelmez. İnsan onuru, gerektiğinde “Hayır” diyebilme cesaretinde saklıdır. İnsan sadece söyledikleriyle değil, sustuklarıyla da kendini ele verir. Yanlış karşısında susan biri, zamanla doğrunun yanında konuşma hakkını da yitirir. Çünkü vicdan, sürekli ertelenmeyi kaldırmaz; bir gün mutlaka hesap sorar. Bugünün en büyük sorunu cehalet değil, cesaretsizliktir. Herkes neyin doğru olduğunu biliyor; fakat çok az kişi o doğrunun bedelini ödemeye razı. Asıl eksik olan bilgi değil, omurgadır. Unutulmamalı: Kötülük karşısında susmak nezaket değildir, iyi niyet değildir, olgunluk hiç değildir. Gerçek olgunluk, öfkeye teslim olmadan yanlışa “yanlış” diyebilmektir. Çünkü haysiyet, alkış uğruna eğilenlerin değil; gerektiğinde yalnız kalmayı göze alabilenlerin omuzlarında yükselir. Ve insanın ardından kalan şey ne serveti ne makamıdır… Geride kalan, hangi an sustuğu ve hangi an dimdik durabildiğidir. Haysiyet; yere serilen bir paspas değil, insanın başını dik tutan görünmez bir taçtır. Mustafa ŞİMŞEK
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.